Bologna Fuarı 2009 notları

Fuarların geçmişi aslında kırsal panayırlara dayanıyor. Daha çok tarım ve hayvancılık ürünlerinin ticaretinin yapıldığı buluşma zaman ve mekanları. Anadolu’da panayırlar bugün de sürüyor.
Kentlerde panayırların yerini fuarlar aldı. Her yıl 20 Ağustos-20 Eylül’ün “İzmir Enternasyonal Fuarı” tarihleri olduğu çocukluğumdan beri ezberimdedir. Çocukken gezdiğimde “pavyon” denen ve her ülkeye ayrı ayrı tahsis edilmiş bölmelerde sunulan çokluk traktör, kepçe, grayder vb türü ağır iş makinelerine hayran hayran baktığım kalmış aklımda yalnızca.
Kitap fuarı ilk kez şimdiki Marmara otelinin alt katında yapıldığında kimsenin bırakın fuara ilgi göstermesini, kitabın fuarı olabileceğini bile düşünmekte zorlandığını anımsarım, seksenli yılların başında. Gönülsüzce katılan yayımcılar ertesi yıl birbiriyle yarış etmişti artık küçülerek adı “pavyon”dan “stand”a dönüşmüş olan bir yer kapabilmek için. Ve yıllarca Tepebaşı’nda her yıl kasım ayımıza anlam katan Tüyap Kitap Fuarı, bütün öteki girişimlerden daha güçlü bir gelenek oluşturarak Beylizdüzü’nde Türkiye’nin kitap fuarı olarak kendini kabul ettirdi, hem de her yıl artan bir uluslararasılaşma eğilimiyle.
Kitap fuarlarının şahı dünyada Frankfurt’tu. Ancak bu iki fuarı birbirinden farklı kılan temel bir şey vardı ki, Frankfurt’ta standlar yalnızca kitap sergileme ve yayımcılar arasında telif hakları alışverişi üzerine yürürken, bizim fuarımızda okurlar yıllık kitap alışverişlerini indirimli (ve imzalı) tamamlamak üzere tekerlekli valizleriyle sökün ediyorlardı. Kitapçıların yaygınlaşması ve daha verimli hizmet vermesiyle yavaş yavaş değişecek olan bu yerel özelliğimiz, nakit girişi cazibesi nedeniyle yayımcılarımızın çok içlerine sinmemekle birlikte çok da karşı çıkmadıkları bir olgu olarak sürüyor.
Çocuk kitaplarının fuarı ise 46 yıldır İtalya’nın Bologna Kenti’nde sürüyor. Bir çizerler sergisinin eşlik ettiği ve her yıl nisan ayında gerçekleşen bu fuarda da yine kitap satışı yapılmıyor. Bu yıl fuarı ezerken bir de görev verilmişti bana: Fuarı Okyanus Dergisi için de izlemek. İşte size küçük bir tur:
Çocuk kitapları fuarı, Po Ovası’nda yer alan ve tarihin en eski üniversitesini barındıran bu küçücük tarihi kentin havasını değiştirmiş, Milano, Venedik, Floransa ve Roma gibi ünlü tarihi kentlerin yanında neredeyse onları aşmaya heveslenen bir şöhrete erişmiş. Her yıl binlerce yayımcı, yazar, çizer, editör baharı karşılamakta olan kuzey İtalya’nın surlarla çevrili bu sevimli kentinde buluşuyor.
Türkiye’den zaman zaman yayımcıların bu fuara katılımcı sıfatıyla katıldığı oldu. Hatta geçen yıl Kültür Bakanlığımız fuarda bir “Türkiye standı” tutarak fuarı gezmeye gelen yurttaşlarımıza yiyecek içecek ikramı yapılan bir soluklanma ve buluşma mekanı oluşturarak hepimize sahip çıktı. Fuar standlarının arasında dolaşırken iki adımda bir karşımıza kendi ülkemizden bir yayımcı veya yazar veya çıkınca, “işte” diye umutlandık hepimiz, “işte sonunda oldu. Dünyanın en büyük çocuk kitapları fuarında artık biz de varız...”
Bu yıl... Bu yıl fuarda Türkiye’den hiçbir stand yoktu. Kültür Bakanlığımızın Türkiye standı da yoktu. Hatta ziyaretçiler arasında ülkemizden gelen yayımcı, yazar, çizer de bir elin parmakları kadardı. Onların da çoğu İtalyan Konsolosluğu’nun sağladığı özel bir destek sonucu gelmişlerdi.
Yabancı yayımcılara gelince... Onların durumunu bana en iyi özetleyen Mustafa Sandal’ın “Onun arabası var, güzel mi güzel, şoförü de var, ama ruhu yok...” şarkısı olabilir. Gerçekten de bu yıl her zamanki gibi özenilmiş ve son derece profesyonel sergileme mekanlarında son derece ayrıntılı programlanmış randevularını yürütmekte olan yayınevi telif hakları satış görevlilerinin ruhu yoktu. “Fuarda taze bir rüzgar esmiyordu” dedi İletişim’in editörlerinden arkadaşım Bahar. Yeni popüler olmuş bir kahramanın her yeri kaplayan resimleri maketleri yoktu. Ortalığı yeni yeni saran bir akım, bir yeni eğilim, tarz, bir yeni heyecan... Yani, diyelim bir dönem kediler sarmıştı ortalığı, bir dönem dinozorlar, bir dönem ayılar, bir dönem üç boyutlu (pop-up) kitaplar... Bunlar yoktu. Ama doğa bilimlerine yönelik büyük boy albüm tarzı kitaplar boldu. Bunun yanı sıra cılız da olsa çocuk gelişimine ilişkin, ama çocuklara yönelik kitaplar, örneğin duyguları tanıtan, çocuğun kendisini anlamasına yardımcı olacak türden kitaplar, sanata yönlendirici kitaplar... Sergi ise fuarın konuk ülkesi olan Kore’ye ayrılmıştı. Ayrıca da bir genel sergi vardı ki, yıllardır masamın camının altında tuttuğum bir Pinokyo illustrasyonu ile hayranlığımı çoktan ilan etmiş bulunduğum Roberto Innocenti’nin orijinallerini görmek bu yılın benim açımdan en büyük kazancıydı.
Bunlar bir yana, ancak küçücük bir kentin belediyesinin direnciyle gelenekselleşen böyle bir fuarın bir benzerini İstanbul’da yapamamış olmak üzücü. Ama belki de İstanbul yanlış kent bunun için, aklımda Eskişehir var...
TOP