TÜYAP'ın 35. yılında çocuk ve gençlik edebiyatı

14947492_10154074450872919_730158494901318895_n
35 yıllık tüyap serüveninin çocuk ve gençlik edebiyatına getirdikleri

35 yılın başında Türkiye’de çocuk kitabı yayımlayan yayınevi sayısı 15-20 kadardı.
Sadece çocuklar için kurulmuş tek bir yayınevi vardı.
Ansiklopediler vardı. İnternet yoktu.
Teleks vardı. Bilgisayar yoktu. Vardı ama ekranları yoktu.
Mouse yoktu.
Tan gazetesi vardı. Facebook, twitter yoktu.
İnstamatik fotoğraf makinesi vardı. İnstagram yoktu.
Telgraf vardı. Cep telefonu yoktu.
Kartpostal vardı. E-posta yoktu.
Tipo baskı, ofset baskı vardı. Dijital baskı yoktu.
Daktilo vardı. Yazıcı da vardı. Lazer yazıcı ve renkli yazıcı yoktu.
Bilgisayarların ekranı, mouse, seçilebilir fontlar yavaş yavaş geldi.

Darbe sonrasıydı ve önceki yirmi yıl boyunca yaşanan nisbi özgürlük ortamı daralmıştı.
Yayın hayatı kısırlaşmış, dergiler kapanmıştı.
Unicef'in 1979 çocuk yılı zirve olmak üzere yayımcıların çocuk kitapları üretimine gösterdikleri ilgi 1980 yılında sıkıyönetimin “18 yaşından küçüklere okutulamaz” sınırlamasına toslayıp oracıkta durmuştu.

Tam o yıllarda Türkiye'de bir yılda yayımlanan kitap çeşidi 6000 civarındaydı.
ISBN yoktu.
Barkod yoktu.
Alışverişlerde kredi kartı uygulaması yaygınlaşmamıştı.
Kâğıt üretimini sadece devlet yapıyordu ve yayın hayatının cılız üretimine bile yetişemiyor, kâğıt birkaç ayda bir zamlanıyordu.
Ciltli resimli albüm tarzı çocuk kitapları üretilmiyordu.
Kitapçılarda çocuk reyonları yoktu.
Ailelerin büyük çoğunluğu için kitap okulla ve okumayı öğrenmekle birlikte başlıyordu.
Yani okul öncesi kitap kavramı bilinci gelişmemişti.
Çocuk kitaplarında resimlemenin önemi henüz yeterince anlaşılmamıştı
Yayımcılar kitaplara çizerlerin adlarını bile basmıyorlardı.
Çizerler de bunu sorun etmeleri gerektiğini bilmiyorlardı.
Yayımcılarla yazar/çizerler arasında sözleşme yapma alışkanlığı yoktu.
Yayımcılar başka ülkelerin kitaplarını rahatça alıp kimseye sormadan çevirebiliyor, o başka ülkenin yayımcısı dava açsa bile pek sonuç alamıyordu.
Çocuk yazar çizerlerini yayımcılarını bir araya getiren hiçbir örgütlenme yoktu.
Çocuk yayınlarıyla ilgili ilk fuarlar 1979 ve 80 yıllarında Kütüphaneciler Derneği olarak Prof. Meral Alpay rehberliğinde Atatürk Kitaplığı'nda gerçekleştirilmişti ve birçok ülke de bu fuarlara katkı sağlamıştı.
TÜYAP ilk fuarını o zamanki adıyla Marmara Etap salonunda açtığında kimse ilgi göreceğini beklemiyordu.
Ama çok ilgi gördü ve kısa süre içinde Tepebaşı salonunda kalıcı oldu. Bugünse uluslararası çapta Türkiye'nin yüz akı bir başarı öyküsünün adı Tüyap.
1999-2001 arasında birkaç kez salonlarını çocuk fuarı düzenlememiz için bizlere bedelsiz sunması nedeniyle de şükran duyduğumuz bir kuruluş.
Geride kalan bu 35 yıl boyunca yayımcıların çocuk okurlara ve çocuk ziyaretçilere bakışları çok değişti.
Önceleri ortalıkta dolaşan, bağırıp çağıran, “abi bedava bişey var mı?” “abla ayraç var mı?” “amca elli kuruşa kitap var mı?” deyip duran çocuklardan bunalan yayımcılar sık sık “şu çocukları fuar alanına sokmasalar da biraz kitap satsak” der dururlardı.
Kitaplara bakan, dokunan, elleyen, sayfalarını çeviren çocukların tepesine dikilip kitapları kirletmesinler diye tetikte durur, en kısa zamanda uzaklaşmaları için asık yüzleriyle onları tedirgin izlerler, “fuar nasıl geçiyor” diye soranlara “kuru kalabalık” diyerek yakınırlardı.
Zaman değişti.
Bir şeyler oldu ve bütün o yayımcıların hepsi sözleşmiş gibi aynı anda kendi deyimleriyle “çocuğa girdi!”
“Para çocukta” dediler fuar koridorlarında birbirlerine.
O “çocukları fuara sokmayın” diyen yayımcıların hepsi çocuk yayımcısı oldu.
Devir değişti. Yayınevlerinde öğretmen emeklisi olduğu için editör yapılanların yerini dil bilen editörler almaya başladı. Yılda yayımlanan kitap çeşidi elli bini geçti.
Buna paralel olarak yurt dışı fuarlara ilgi arttı. Yayımcılar bu fuarlara katılıp çeşitli ülke yayımcılarının ürettiği hazır ürünleri birbiri ardınca ve kapışarak almaya başladı.
Ülke içindeki yazar çizerlere de pekala ürettirilebilecek kitapları bile dışardan almak kolaylarına geldi.
Yeni bir yazarı çizeri üretmeye özendirmek, editör yetiştirmek, bu toprakların konularını ve temalarını kitaplaştırarak dünyaya sunmak gibi bir kaygıları olmadı. “Sadece satmaya” programlı bir gelişmiş dünya yayımcılığına, “sadece almaya hevesli” bir azgelişmiş çocuk yayımcılığıyla karşılık verdik.
Bu yüzden satabildiklerimiz aldıklarımızdan çok çok az.

Konu Tüyap. Bu nedenle Tüyap'la bitireyim:
Tüyap görevini layıkıyla yapıyor. Bu 35 yıl içinde kitap fuarı düzenlemeye heves eden birçok firma oldu ama kitapla en iyi kafiyeyi Tüyap tutturdu.

Kitap fuarımız çoktandır uluslar arası bir niteliğe sahip.
Başka ülke yayımcıları da fuara gelip stand kuruyor ve bizim standlarımızı dolaşıp iyi kitabın peşine düşebiliyor.
İstenen sonuca ulaşabiliyor muyuz? Pek değil ama bunun nedeni bizleriz.
Gelen yayımcılara zaten onların ülkelerinden almış olduğumuz kitapları sunarak ne elde edebiliriz ki?
Tanıdığım bildiğim hiçbir başka ülke yayımcısı bizlerin eserlerine karşı önyargılı değil.
Onlar da iyi eserin peşinde. İyi eser ise yazarlarımıza çizerlerimize fırsat vermekten, onları iyi yetişmiş editörlerle buluşturmaktan geçiyor. Bu da uzun vadeli düşünmeyi gerektiriyor. Vizyon gerektiriyor. Fedakarlık ve her türden yatırım gerektiriyor.
Bugün “para çocukta” diye çocuğa girenlerin oluşturduğu bir yayın hayatı, kuşkusuz, yarın para başka bir şeyde olduğunda o şeye yönelecektir. Yani bugünkü çocuk yayımcısı bolluğu balon gibi sönecek, birçok yayınevi parayı izleyerek başka yerlere gidecektir.

Yakın gelecekte bunu hep birlikte göreceğiz. Söylemişti dersiniz...
Teşekkür ederim.
TOP