Hoş geldiniz sevgili yayımcılar!

afiş

Hoş geldiniz sevgili yayımcılar!

Gözlerimiz yollardaydı inanın; öyle uzun zamandır yolunuzu gözlüyorduk ki... (Bir ömür desek?)
Hoş geldiniz de, azıcık geç geldiniz dersek gücenir misiniz bilmem, ama boş verin canım; gelmeniz öyle bir mutluluk ki biz yıllardır yolunuzu gözleyenler için, varsın geç olsun... Güç olmasın da...

Geç dedik ya, yanlış anlaşılmasın; ülkemizdeki ilk çocuk dergisi
Mümeyyiz’in ilk yayımlanma tarihi 1869. Yani bir buçuk asır önce çocuk dergisi çıkarmışız. Tamam çok terbiyevi filan ama olsun. Alman çocuk kitabı Struwwelpeter’in (Heinrich Hoffman, 1845) abartılı otoriter didaktizmini bile temizlemek için hâlâ uğraşıyor hemşerileri. “Der Anti Struwwelpeter” diye bir kitap çıkardılar, daha yeni. Struwwelpeter bir çocuk. Olumsuz davranışlarının sonuçları, örneğin tırnaklarını zamanında kesmezse neredeyse yerlere kadar uzayabilecekleri çok abartılı resimlerle çocukların gözüne gözüne sokulmuş. Şaşırtıcı gelebilir ama çok da satmış bu kitap ve hâlâ satıyor... (Didaktik kitapları yerden yere vuruyoruz ama anababalar onları daha çok satın alıyor. Satış isteyen yazarlara tüyo!)

Taa Mümeyyiz’i çıkaranlardan bu yana bu ülkede bazı insanlar (tabii, dünyada bazı insanlar da diyebiliriz) çocuklar adam gibi bir şeyler okusun diye uğraşıp durdular ve hâlâ da bu uğraşlarını sürdürüyorlar. Bu “bazı insanlar”ın bazıları yazardı. Kendilerini sözlerle ifade etmeyi seviyorlardı. Dediler ki: “Çocuklar rasgele yazdıklarımızı algılamakta güçlük çekiyor. Biz yine canımızın istediğini yazalım ama bunu öyle bir dille yazalım ki, çocuklar okuduğunda ne hissettiğimizi, ne düşündüğümüzü, ne söylemek istediğimizi anlasın.”

Bunun adına “çocuklar için yazmak” dediler.

Yazdılar da. Yazdıklarını çocuklara okuttular. Sonra başka çocuklara... Çocuklardan bazıları etkilendi, bazıları etkilenmedi. O zaman yeni bir şey fark ettiler; çocuklar da aynı değildi ki. Büyüyor ve gelişiyorlardı; demek ki, yazdıklarını “yaş grupları”na göre de biçimlendirmek zorundaydılar, öyle dedi pedagoglar. Çok önemli bir şey daha söylediler: Resim!

Çizerler de fırçalarını boyalarını kaptı geldi. Resimli kitaplar çıktı ortaya birer birer. Resimler fazla sözü ayıkladı, yalınlaştırdı; sözcüklerin şarkısına rengin ve formun melodisi eşlik eder oldu.

Siz bunları fark etmediniz.

Siz o sırada ders kitapları satıyordunuz okulların çevresindeki kitapçılara. Müdürlerle görüşmeleriniz vardı, hesaplarınız...
Hesaplarınız diyordu ki, “Çocuk kitabı satmaz, ders kitabı değilse!”
“Eğitim şart”tı da ille de çirkin resimli (çirkin tasarımlı, çirkin baskılı, çirkin kapaklı) ders kitaplarınızla mı olmalıydı bu eğitim, diyen de çıkmadı.
Ama tabii çocuklardan oluşan bir pazar vardı karşınızda. Eh çocuk kitabı da satsak fena olmaz, hazır ders kitabı katarları gidiyorken. Hemen çocuk kitapları yaptınız alelacele; keloğlanlar, nasreddin hocalar, çocuk kalpleri, altmışdört sayfalık sefiller filan... Dediniz ki ders kitaplarını satan kitapçılara, “Bu çocuk kitaplarımızı da satmak zorundasınız, eğer satacaksanız ders kitaplarımızı...”
Zavallı çocuklar bu “tezgâh”la önlerine gelen kitapları yıllarca çocuk kitabı sanarak gidermeye çalıştılar açlıklarını, heveslerini çürüterek.

Kitabı öyle tanıdılar: Paçavra... Ucuz... Çirkin…

Çocuklar yıllarca bu kitapları “okudu.” Anne babalar öğretmenler kitapları böyle tanıdı. Haklı olarak da çok sonraları önlerine gerçek kitaplar sürüldüğünde şaşırdılar. “Üff amma da pahalı!” dediler, “Kitap dediğin ucuz olur! Alt tarafı çocuk kitabı!”
Verdiğiniz en büyük hasarlardan biriydi bu. Anadolu hâlâ yayımcılara sayısız teksir mektuplar göndererek bedava kitap istiyor durmadan.

Siz bu sonuçları fark etmediniz, ama fark edenlerinizin de keyfi gıcırdı. Ders kitabı ticareti zengin etti çoğunuzu. Çocuk gelişimi, eğitim, pedagoji, yarınlarımız, estetik, sanat, iyi baskı, iyi resim, iyi edebiyat vb türü sözler edenler çıktı ortaya ama pek duymadınız onları. “Para kazanmayı bilmeyen” romantik yayımcılar, yazarlar, çizerlerdi onlar sizlere göre. Satmayan kitaplar basıyor, satmayan dergiler çıkarıyor, kimsenin okumadığı yazılar yazıp, kimsenin iplemediği itirazlar yükseltiyorlardı çocuklar adına... Gülüp durdunuz bıyık altından ve üstünden.

Ancak, ders kitaplarınıza zaman zaman bu yazarların eserlerini de koymak zorunda kaldığınız oldu ne yazık ki. İzin mizin almadan hem de. Bunun nedenini sorduğumuzda da azarladınız bizi: “Lütfettik aldık kitabımıza öykünü, kapat çeneni!”

Ama birden her şey değişiverdi. Belki devletin ders kitaplarını (nedense) bedava vermesinden, belki de başka şeylerden ama hepiniz birden o romantik ve para kazanmayı bilmeyen çocuk kitabı yazar-çizer-yayımcılarının inleye inleye var etmeye çalıştığı “çocuk kitapları” alanına çullanıverdiniz son zamanlarda. Telif hakları ajansları en çok çocuk kitabı sözleşmeleri hazırlar oldular. Gazeteler çocuk sayfalarını artırdı. Çocuk kitabı tanıtımları yazanlar çoğaldı. Bologna çocuk kitapları fuarı eski cağaloğlu yokuşu gibi artık.

Ne oldu?
Ders kitapları kesmiyor mu artık sizi? Zorlaştı mı yoksa “kolaj” yöntemiyle apart kopart ders kitapları hazırlayıp kakalamak? Şimdi devlet bile sizden yazılı izin aldığınızı görmek istiyor ders kitabınıza bir yazarın öyküsünü koyduğunuzda. Ayrıca kadronuzda editor, eğitimci, çizer vb çalıştırmanızı da şart koşuyor.

Anadoludaki kitapçıya “zorla” bir şey satamıyorsunuz artık, “ders kitabı” kozunuzu da devlet elinizden alınca. Eee, felsefe kitapları basın siz de, ya da siyaset, bilim. Yetişkin edebiyatı da olabilir. Ne o? Zor muymuş yoksa onlar da? Yoksa parası mı az?
Bu nedenle mi hepiniz aynı anda “çocuğa girelim” heveslenmelerindesiniz? Ama uyarmadı demeyin, çocuk kitabına girmek de öyle kolay değil ve pek matah bir parası yok valla!

Yıllar önce akdenizde tatil yaparken elimde George Bean’in “Lycia” adlı kitabı vardı. Bir akşam, ahbap olduğumuz köylülerle sahil lokantasında yemek yerken elimdeki kitabı işaret edip sordular: “Buralarda yaşantılar var mıymış?”
Ben de soruyu şöyle anladım: “Buralarda eskiden insanlar yaşamış mı?”
Meğer “yaşantı” sözcüğü “define” anlamına geliyormuş, ne bileyim. Anlatıyorum heyecanla:
“Tabii, buralarda çok varmış...”
“Nereden biliyorsun?” diyorlar.
“Kitapta yazıyor, bakın hem de haritaları bile var!”

İnanın, onlara var olan bir defineyi gizlemediğimi anlatana kadar akla karayı seçtim.

Çocuk kitapları alanına hoş geldiniz arkadaşlar, sefalar getirdiniz. Geç de olsa, iyi ki geldiniz. Ama önceden bilin ki bu alanda “define” yok, “yaşantılar” var, ömürlerini bu alana vermiş olan bir takım insanın yaşamları var...
TOP