Fatih Erdoğan Sempozyumu konuşması

afis2

Teşekkür konuşması:

Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlarım. Bir sempozyumun konusu olmak, hele hele “Yaşayan yazarlar” gibi hafiften ürpertici başlıklı bir sempozyumun konusu olmak güzel. En azından ben de izleyebiliyorum.

Teklif ilk geldiğinde soruşturdum. Sempozyumdan sonra hemen ölmek gerekmiyormuş.

Düşünenlere, kafa yoranlara, emek harcayanlara, gerçekleştirenlere, tüm katılanlara teşekkür ederim.

Benim için büyük bir onur.

Burada, çoğu uzun yıllardır dostum olan nice insanın ve yeni edindiğim dostların karşısında konuşuyor olmaktan dolayı çok mutluyum. Ve tabii biraz heyecanlıyım. Ve ne söyleyeceğimi bilmez haldeyim. Bu nedenle de en kısa zamanda sıramı savıp yerime oturmaya çalışacağım. Ve üç gün boyunca konuşmayıp sadece dinleyeceğim.

Aytül'ün dediği gibi, şimdi ben susacağım, başkaları konuşacak.

Hepinizden çok ben merak ediyorum; neler yazdığımı, nasıl yazdığımı, yazdıklarımda ne mesajlar vermeye çalıştığımı, verip veremediğimi... Değerli araştırmacı ve akademisyen arkadaşlarımdan bu üç gün boyunca çok şey öğreneceğime inanıyorum.

Kimin sözü bilmem, “bir köprübaşında kırk yıl limon satarsan adın meşhur limoncuya çıkar.” Bu hesaba göre benim meşhur limoncu olmam için dört yıla daha ihtiyacım var. Çünkü ilk kitabım 1980’de çıktı. Ve bu ilk kitabım benden habersiz bir ödül aldı ve aslında bu ödül vesilesiyle benim gerçek ödülüm bu alana girmemde, akademisyen olmamda ve yetişmemde önemli rolü olan insanlardan birini tanımak oldu.

Üzerimde çok emeği olan sevgili hocam Profesör Meral Alpay’a huzurlarınızda teşekkür ederim.

Teşekkür etmem gereken o kadar çok insan var ki...
Hepsini tek tek anamasam da adları kalbimde yazılı... Buraya, zamana ve mekâna sığmaz...

Sihirli meşe ağacının altından geçerken yıllar önce tıpkı sihirli kitaplardaki kahramanlarım gibi benim de başıma bir palamut düşmüştü ve hemen bir dilek dilemiştim.

Palamutu da atmamıştım tabii, yoksa dileğiniz gerçekleşmiyor, biliyorsunuz.

Benim dileğim gerçek oldu.

Dileğimi size söylemeyeceğim.

Ama darısı, burayı dolduran ve nicesiyle ortak bir serüveni paylaştığımız, zor günlerimde yanımda olan, beni anlayan dinleyen, dostluğunu, desteğini esirgemeyen yazar, çizer, öğretmen, kütüphaneci, kitapçı... güzel insanların, akademik hayatım boyunca hocalığımın tadına varmamı sağlayan sevgili öğrencilerimin, iki oğlumun, evliliklerim boyunca yazarlığımı destekleyen annelerinin ve tabii yayımcım olarak arkamda kale gibi duran Mavibulut'un tüm ekibinin başına...

Meşe ağacımdan son bir dileğim var. Kollarım şöyle uzasın uzasın uzasın ve hepinizi aynı anda kucaklasın...

Teşekkür ederim...
TOP