Mıstık (Mustafa Eremektar)

Mustafa Mıstık…

Bundan 9 yıl önce, 2000 yılının 28 Mart’ında Mıstık adında komik bir çocuk, tam da doğum gününde bizleri şaşırtarak terk etti. Onsuz geçen bu dokuz yıl boyunca, bu babam yaşındaki yakın arkadaşımı, yalnızca benim değil, çocuklar için yazıp çizmeye gönül vermiş hepimizin muzip mahalle arkadaşını öyle çok özledik ki…

Onun ilk karikatür albümü “Kırk Yılda Bir”i yayımlamış olmanın sorumluluğunu gecikerek yerine getirmek (ve onurunu yaşamak) seksenli yıllarda bana düşmüştü. O kitap çıktıktan sonra da onunla Cumhuriyet Gazetesi’nin çıkardığı Çerçeve Dergisi’nde bir röportaj yapmıştım. Belki özlemimizi hafifletir umuduyla paylaşmak istedim:

“1947 yılı, Doğan Kardeş’e çizdiklerimi götürmeye başladığım yıldır. Büyük bir hevesle çizdiklerimin dergide çıkmasını beklerken gizliden gizliye bir emelim de vardı:
Cemal Nadir ustamızı tanımak... Dergide olduğunu biliyordum. Er geç karşılaşırız, diyordum. Olmadı. Acı haberi gazetelerden okudum. Büyük ustamızı yitirmiştik.”
Mıstık bu konuda duraklıyor. Onca tanışmak istediği, ustası bellediği Cemal Nadir’in ölümü dolayısıyla yaptığı portresi Mıstık’ın çizerliğinin yayımlanmış ilk ürününü oluşturuyor çünkü.
“O tarihten sonra dergide çizdiklerim yayımlanmaya başladı. 1950 yılına kadar sürdü bu. O yıl Mengü Ertel’le “San” adlı grafik stüdyosunu kurduk. Fikir onundu. Uzun bir süre birlikte çalışıp bol para kazandık. Daha sonra ben ‘Mıstık Prodüksiyon’u kurdum. Harika bir dönemdi. Çizgi-film yapıyorduk. Sinemalar için film başlamadan önce gösterilen reklam filmlerinden yapıyorduk. Hiç unutmam. “Mıstık Prodüksiyon sunar” yazısı belirince seyirciden mutlu bir çığlık yükselirdi. Ve sonra televizyon dönemi geldi.”

“Televizyon nasıl etkiledi Mıstık Prodüksiyon’u?”
“Biraz etkiledi. Yani yok etti. Sinema izleyicisi azaldı. Sinema izleyicisi azalınca sinemalardaki film öncesi reklam filmi olayı durma noktasına geldi.”

Mıstık Prodüksiyon kapandıktan sonra da yine çizmeyi sürdürüyor Mıstık. Artık dergilere karikatür çizmekle kalmıyor, çocuk kitapları resimlemeye başlıyor. Öyküsünü de yazdığı Tembel Karakaçan adlı kitap Türkiye’de resimli kitap türünün başlangıcı sayılıyor. Onu hazırladığında böyle bir önemi olabileceğinin farkında olup olmadığını sordum. “Benim için o zaman tek önemli şey, bir kitabı resimleyip parasını almaktı. Ben çocuk kitapları konusunun önemini çok geç anladım. Yahu, düşün bir serüven çiziyorum. Çocuklar Adapazarı’na gidiyorlar, yani serüven gereği, Adapazarı’nda peri bacaları var. Düşünebiliyor musun kimse de düzeltmedi; yahu Mıstık peri bacalarının Adapazarı’nda ne işi var, diye. Şimdi tabii, çok farklı yaklaşıyorum, artık örneğin Bizim Ali’de bilgi yanlışı olmaması için yoğun bir ansiklopedi taraması yapıyorum.”

Mıstık’a bugünü soruyorum. Karikatürlerinde, çocuk kitaplarında, Bizim Ali’de, Uzay Çocukları’nda işlediği o şaşmaz konusu doğayı Basınköy’deki evinden nasıl görüyor bugün. Yeşil bir dönem mi geliyor? Yoksa Taş Devri mi?
“Sülfür rengiyle kırılmış koyu gri bir dönem geliyor. Bak, bence çevre kirlenmesi yeryüzünün kanseri. Ona da çare bulunamayacak belki... Ama biliyor musun o kadar karamsar bir kişi de değilim. Hele kendi yaşamımla ilgili olarak... Bazen düşünüyorum da... Geçenlerde eşime dedim ki, “Yahu ben çok zenginim! Düşünsene Sait Faik’in, Sabahattin Eyüboğlu’nun ve daha nice güzel insanın dostluğunu yaşadım. Çok zenginim ben.”

“Mıstık’la Kırk Yılda Bir” Çerçeve, (1988)36; 27.

TOP