"Çocuğa göre"lik /İyiKitap

İyi Kitap’ın Mart 2012 sayısında “Çocuğa Görelik” kavramını tartışmak istediğimiz dosyaya katkılarınız için öncelikle teşekkür ederiz. Dosya kapsamında belirlediğimiz aşağıdaki soruları yanıtlamanız dileğiyle…

    “Çocuğa göre” kavramını hem içerik hem de biçim açısından ele alabiliriz. Ama önce kavramın kendisini genel algı düzeyinde gözden geçirelim: Bir yapıt üretiyorsunuz, ki bunun benim ele alacağım bağlamda “sanat yapıtı” olduğunu varsayıyorum, bu yapıtın “alıcısı” için “uygun” olup olmaması konusunu tartışıyoruz. Basitleştirelim, ayakkabı üretiyorsunuz, çocuk ayakkabısı; şunu sorabilir misiniz: “Ben bir ayakkabı ürettim ama acaba çocuğa uygun mu?”
    Bir, sıralama tuhaf çünkü zaten çocuk ayakkabısını üreteceğinize baştan karar verisiniz, iki, hemen karşı soru gelir: “Hangi çocuğa? Çocuk var çocuk var... Hepsinin ayağı bir değil ki?”
    Ayakkabı için durum böyledir. “Çocuk ayağı” diye standart tek boyutta bir ayaktan söz edemiyoruz. Uzun, kısa, taraklı, şişko, cılız, kemikli, etli... Birçok ayak var ve hepsi de çocuk ayağı. Aynı şey yetişkinlerinkiler için de geçerli. Dolayısıyla, ayakkabıcıya girdiğimizde bize veya çocuğumuza en uygun ayakkabıyı “deneyerek” seçiyoruz ve alıyoruz.
    Ancak, buradan yola çıkarak yetişkin ayakkabılarıyla çocuk ayakkabıları arasında hiçbir fark yoktur diyebiliyor muyuz? Pek tabii ki hayır. Çok genel olarak ilki ile ikincisi arasında öncelikle boyut farkı var; yetişkin ayakkabılarının ortalama boyutları daha büyük. Her durumda söylemek istediğim şey, çok kaba bir kategori olarak “çocuk ayakkabısı” üretmiş olsak da sonuçta “uygunluk” deneyerek sınanabilecek bir şey.
    Konumuz ayakkabı gibi zenaat ürünü değil de, edebiyat gibi sanat ürünü olunca bu basit analojimizi karmaşıklaştırmak zorunda kalacağız tabii ki. Ayakkabıda uygunluğu tayin etmemizi sağlayan şey daha yalın: Ayağın ayakkabıya sığması, bol gelmemesi, “vurmaması”, sıkmaması...
    Edebiyatın çocuğa sunulduğu en yaygın araç olan “kitap” da bir yere kadar benzer ölçütlerle ele alınabilir: Kitabın çocuğun algılama kapasitesine “bol” gelmemesi, “yetersiz” gelmemesi, sıkmaması... Bütün bunlar uygunluğu belirleyen etmenlerden sayılır. Böyle bakınca çoğunlukla bir içerik sorunundan söz ediyor gibiyiz ama önce biçim açısından bir bakalım. Nedir çocuk kitabı ile yetişkin kitabını biçimsel olarak ayıran? Kabaca, daha büyük puntolu yazılar, daha kısa cümleler, sınırlı bir kelime dağarcığı ve daha az sayfa, resimlerin kullanılması, renk ve kitabın nesne olarak çekici olması, vb... İçerik ise, bir metnin “edebi” olup olmamasından başlayarak, o metnin içerdiği kavramlar, düşünceler, imgeler, metaforlar, söz oyunları, benzetmeler (ki bunlar biçim gibi görünse de daha çok içeriği belirlerler) vb... ile ilgilidir.
    Bir kez “Çocuğa göre” kavramını andığımızda kaçınılmaz olarak dünyayı ikiye ayırırız: Dünyanın çocuğa göre olan kısmı ve çocuğa göre olmayan kısmı... Günümüz dünyasında bu ne kadar geçerlidir? Yetişkin dünyasının hiçbir yaşantısı veya sorunu yok ki bir yerinden çocukların hayatına bulaşmasın. Dolayısıyla, “çocuğa uygun olmayan”, çocuğun erişimi dışında kalacak bir içerikten söz edebilmek zor. O halde bazı konuları çocuktan sakınmak yerine onları çocuğa “iyi anlatmak” tercih edilebilir bir çözüm olabilir.
    Şu sorulabilir: Madem içerikte sınır koyamıyoruz, o halde çocuk kitabını yetişkin kitabından nasıl ayıracağız? Yanıt, ayakkabı örneğinden çok farklı değil. Tabii ki, nasıl çocuk reyonu ve yetişkin reyonu farklıysa, kaba çizgileriyle çocuk kitabının da daha çok biçimsel özelliklerinin (yukarda saydım) belirlediği bir kategorisi var. Dolayısıyla çocuk kitabı almak istediğimizde o reyona gidiyoruz, ancak kendi çocuğumuza uygun olan kitabı çocuğumuzun benzersiz özellikleri belirliyor; yani “deniyoruz” çocuğumuzun ayağına –pardon- zihnine/algısına/zevkine/ilgisine/merakına uygun olup olmadığını. Çünkü öyle kitaplar vardır ki, içeriği biçimini aşar, katmanlıdır. Çocuk ilk katmanını algılayabilir, yetişkinse (okuyan bir yetişkinden söz ediyoruz tabii) öteki katmanları algılar. Ve sıkça söylenen bir söz: İyi bir çocuk kitabının yaş sınırı yoktur!



      Bir bakıma hepsi. Yazar, tabii ki özgürce canının istediğini yazar/malı ama, daha yazarken, hatta yazacağını kafasında oluştururken okurunu da hesaplıyordur. O zaman meramını anlatırken seçtiği dilden başlayarak bazı biçimsel özellikleri gözetmeye başlar zaten. İçeriği belirleyen de kendisidir. Çocuğa neyi nasıl anlatacağı da onun yazarlık becerisinden geçer. Örneğin, kardeş kıskançlığını belki daha kolay anlatabilir de, “ölüm” kavramında zorlanabilir ama sonuçta bu onun meselesidir. Yazıp önümüze koyar ve biz de deriz ki “ayrılığı çocuklara ne güzel anlatmış!” Deriz de, bunu çocuğun da söyleyeceğinin hiçbir garantisi yoktur. Kaldı ki yazarın “Yoo, ben ayrılığı filan anlatmak istememiştim” deme olasılığı da vardır. Sanatsal yapıtın kime ne söyleyeceğini önceden belirleyemiyoruz ne yazık ki/ne güzel ki...
      Yayınevine düşen işte bu meramın taşıyıcısı olan kitabı hedeflenen menzile gidebilecek bir forma sokmaktır, ancak editörün işlevi biraz daha yazarın alanına sokulur. Meramı ile fazlaca haşır neşir olmuş olan yazarın, yazdığının dışardan nasıl algılandığı konusunda körleştiği olağandır, ki işte bunu (iyi bir) editörle aşabilir.


      b. Böyle bir durumun yazar, yayınevi, editör olarak tanımlayabileceğimiz taraflar üzerinde bir sansüre yol açabileceğinden bahsedebilir miyiz? Siz bulunduğunuz konumdan bu durumun üzerinizdeki etkilerinden ve kendi yaklaşımınızdan bahsedebilir misiniz?

      Hayır, okunmayı hedeflemek, okunup beğenilmeyi hedeflemek sansüre (veya otosansüre) girmez. Sansür bir yetkenin yazdığımızın okunmasını engellemesidir. Oysa burada konu yazarın meramını iyi anlatabilmesi için editörün önerilerini dikkate almasıyla ilgilidir ve bir engelleme söz konusu değildir.
      Bir yazar olarak, yazarken hiçbir sınırlamaya tabi olmak istemem çünkü aslında zaten kendini sınırlamadan yazan yazar yoktur. Sınırlama bir anlamda seçmedir, alanını belirlemedir, nasıl söyleyeceğine, neyi söyleyeceğine karar vermektir. Yazmak benim oyunumdur ve oyunumu canımın istediği gibi oynamak isterim. Yazdıklarımın kitaba dönüştüğü noktada ise şunu söyleyebilirim: Hiçbir kitabımın üstünde “çocuk kitabı” yazmaz. Yetişkinler de okuyabilir ve bunu da istiyorum zaten.


        b. Çocuk okuru ya da çocuğa kitap alacak/önerecek yetişkinleri yönlendirme amacı taşıyan böyle bir uygulamanın aynı zamanda kısıtlayıcı, yanlış yönlendirici ya da başka türlü olumsuz etkileri de olabilir mi? Çocukları/gençleri bireysel gelişim özellikleri üzerinden değerlendirmeden, farklı gelişim özellik ve seviyelerini göz önüne almadan, sadece fiziksel yaşa dayanarak yapılan böyle yaş gruplamaları, onların –tam da rakamsal yaşın çok önemli olduğu çocukluk ve ergenlik yaşlarında- gerçek ihtiyaçlarına uymayan kitaplara yönlendirebilir mi? (Mesela bunun sonucunda çocuk daha büyük görünmek için kendi seviyesinin üzerinde bir kitaba yönelebilir, yaşına uygun denilen kitabı algılamakta zorlansa da küçük görünmemek için alt yaş grupların kitaplarına yönelmeyebilir ya da hoşuna gidebilecek bir kitaptan sırf küçük yaş grubuna ait olduğu için uzak durabilir vb.) Bu konudaki önerileriniz ve çözüm önerileriniz?

        Bir zamanlar “birinci hamur kağıda basılan kitaplar kalitelidir” algısı yaygındı, şimdi de kapağında yaş grubu belirtilmeyen kitapları bilgiç bilgiç “ama olmuyor böyle, hani bunun yaş grubu?” diye sormalar başladı. Bir tür kolaycılık. Sen hiç çocuğunla ilgilenme, kitapçıya girip birkaç kitabın içine şöyle bir göz atma zahmetine katlanma, akşamları ona kitap okumaya zaman ayırma, böylece hangi kitabın çocuğunun yaşına uygun olduğunu öğrenme, sonra git kitabın kapağından kitap seçmeye çalış... “6-10 yaşlar” yazıyor kitabın üstüne. Ne yapacaksın? Diyelim iki çocuğun var ve biri 6 öteki 10 yaşında... Aynı kitabı mı okuyacaklar?
        Tıptaki son gelişmeler tüm standart diyetlerin yanlış olduğunu ortaya koydu çünkü her bireyin organlarının işleyişi farklı. Aynı besin kimi için yararlı kimi için zararlı. Çocuğun kitapla ilişkisini ilgileri, yetenekleri, merakları, çevresi, çevresiyle ilişkileri, beklentileri, sıkıntıları, beyninin gelişimi, algılama kapasitesi, aile çevresinin kitapla (televizyonla vb) ilişkisi, vb birçok etken belirliyor. Hiçbir çocuk, hatta iki kardeş bile birbirinin aynısı değil.
        Evet, anne babanın yönlendirilmesi gerekebilir. Bunun için de daha kitabı eline alır almaz çocuğun “Bu bana göre değilmiş” deyip bırakmasına yol açacak şekilde değil de daha çok yetişkinin anlayabileceği bir ifadelendirmeyle genel bir kategori olarak “okuma yaşı” veya “ilk okuma” vb kategorilendirmeler daha doğru olur.
        Son söz olarak... Çocuk kitabı bir sanat yapıtıdır. Sanat yapıtı ölçüye gelmez bir sürecin sonunda elde edilir ve ortaya çıktığında kimi nasıl ve ne kadar etkileyeceğini sanatçısı dahil kimse önceden bilemez ve belirleyemez. Şunu soramayız yani: “Guernica kime göredir?”



        TOP