(Röportajı yapan belirsiz)

Hayatınızı çocuk ve çocuk edebiyatına adamanızın nedeni nedir?

Adamak değil de, sevmek diyelim. Bir eylem olarak çocuklara kitap yazmak hoşuma giden bir uğraş. Hem yazmak, hem bu alanda kafa yormak, okumak, yayımlamak, çevirmek, resimlemek... Hepsi.

Çocuklar için ilk edebiyat dergisi olan Kırmızıfare özelinde ülkemizdeki çocuk dergiciliği hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Çocuklara yönelik süreli yayınları 1869'daki Mümeyyiz'le başlatıyoruz. Yani çok yeni sayılmayız bu konuda. Ama tabii iz bırakan bazı dergiler var: Çocuk Yuvası, Doğan Kardeş, Milliyet çocuk vb. Kırmızıfare'nin farkı özellikle “edebiyat dergisi” vurgusunu sahiplenmesiydi. On bir yıl çıktı ve dergi okuma alışkanlığının 2000'li yıllara girildiğinde silikleşmesiyle birlikte işlevini tüketti.

Teknolojinin gelişmesiyle birlikte çocuk kitaplarının önemini kaybettiği şeklinde bir kanaat günümüzde pek çok kimsenin neredeyse diline pelesenk olmuş. Siz de bu kanıyı taşıyor musunuz?

Tabii ki öyle bir şey yok. Bunu söyleyenler hiç mi herhangi bir kitapçıdan içeri girmemişler? Tersine, çocuk kitapları üretiminde de tüketiminde de bir patlama yaşıyoruz. Çocuk kitabı yayımlamayan yayınevi yok gibi. Önemini de kaybetmedi. Okullarda öğretmenler derslerin yanısıra çocukların kitap okumasına ciddi olarak ağırlık veriyorlar.

Çocuk edebiyatı konusunda çalışma yapmış bir akademisyen olarak çocuk edebiyatı alanında yapılan akademik çalışmaları yeterli buluyor musunuz? Bu konuda akademik çalışma yapacak kimselere bir öneriniz var mı?

Akademik çalışmalar eskiden çok kaba hatlarıyla konuya yaklaşırdı. Örneğin “çocuklara kitap okumak neden yararlıdır?” gibi. Ama artık giderek ayrıntılara inmeliyiz. Örnek olsun diye söylüyorum: “Çocuk kitaplarında devrik cümle kullanımının metnin mesajını iletmedeki olumlu ya da olumsuz etkileri” veya “Kitap resimlemesinde soyut ve realist tarz seçiminin edebi metne olan katkısı” gibi... Bir de bu alanda başka ülkelerde yapılmış olan çalışmaların ülkemizde çevrilip yayımlanması gerekir. Bu alanda eksiklik var.

Ülkemizde çocuk kitapları için verilen ödüllerinin sağlam bir temele oturtulamadığı düşüncesindesiniz. Sizi bu kanıya sevk eden sebepler nelerdir?

Sürekli ve saygın ödülleri belirleyen alanında gerçekten yetkin ve tarafsız seçici kurullardır. Kurul üyelerinin de işlerini hakkıyla yapması gerekir. Yani, önce doğru kişiler olmaları, sonra eserlerin tümünü gerçekten okumaları, kararlarının nesnel olması gerekir. Buralarda aksamalar var. Bir de ödülün pazarlama faaliyeti olarak düşünülmemesi, sürekliliğinin gözetilmesi gerekir.

Geçmiş yıllarda yazdığınız kitap eklerinde kitap tanıtımı yapan bir eleştirmen olarak, bir kitabın tanıtımını yapıp yapmamakta sizin namınıza belirleyici olan faktörler nelerdir?

İki etken var; biri öznel, biri nesnel. Öznel olanı o kitabın okur olarak ilgimi çekmesi. Bu ilgi olumsuz da olabilir bazen. Böyle bir kitabın neden yayımlandığına bakıp çileden çıkabilirsiniz. Veya çok seversiniz ve bunu paylaşmak istersiniz. Ne kadar soğuk ve nesnel bakmaya çalısırsa çalışsın, eleştirmenin öznel ve kişisel bir bakışı olur. Nesnel olanı ise genel olarak çocuk edebiyatının gelişimi çerçevesinde o kitabın nerede durmakta olduğunu dile getirme çabasıdır.

Yalnızca çocuklar için kitap yayımlama düşüncesi ile yayın hayatına başlayan ve 1980’den beri bu çizgide devam eden Mavibulut Yayıncılık’ın kurucususunuz. Geldiğimiz noktada çocuk yayıncılığı ile ilgili neler düşünüyorsunuz?

Bir ürün patlaması yaşanıyor ve bu çok güzel. Ama giderek bunu bir nitelik patlamasının izlemesi gerekir. Yani, artık anne babalar ve çocuklar çoktan seçme şansına sahipler. Eskiden bu yoktu; ellerindekiyle yetinmek zorundaydılar. Ama şimdi “seçme” denen mucizevi dönüştürücü, niteliği öne çıkaracak. Okur, kötüyü, niteliksizi ayıklayaca ve üretim de kendini gözden geçirecek. Artık “önüne gelen”i yayımlamayacak.

Edebî metinlerin değer eğitimi konusunda bir misyon yüklenmesi gerektiğini düşünüyor musunuz? Bununla aynı eksende çocuk eğitiminde edebî metinlerin yeri ne olmalıdır?

Evet. Özellikle etik değerlerin (çalma, çırpma, yalan söyleme, sözünde dur, hile hurda yapma, başkasının hakkına göz dikme.. vb) çocuklara din dışı metinlerle de sunulması şart. Ama bunu bir misyon kitapları dizisi şeklinde yapamaz. Bunu yapabilecek olanlar yine yazarların kendileridir. Edebi/felsefi bir birikimi olan, dünya kültürünü var eden başyapıtlarla beslenmiş yazarlar çocuklara yazdıkları en basit kurgulu öykülerde bile bu değerleri farkında bile olmaksızın aktarırlar.

Çocuk kitabı yazarlığı özellikle çok yakın bir zamana kadar hafife alınmaktaydı. Gözlemlerinizden hareketle hâlen böyle bir algının olduğunu söyleyebilir misiniz?

Hafife alıyorlardı çünkü bilmiyorlardı. Yazarlar hafife alıyordu çünkü iki satır yazdıklarında çocuk kitabı olacak sanıyorlardı. Boylarının ölçülerini aldılar ve okunmadıklarını gördüler. Yayımcılar da aynı şekilde bir süreçten geçtiler ama dışardan gördükleri gibi kolay olmadığını öğrendiler. Ne yazik ki öğrenme süreçlerinin bedeli çocukların yıllarca kötü kitaplarla zehirlenmeleri oldu.

Editörlük kurumu hakkında neler söylemek istersiniz? Editörlük hakkındaki düşüncelerinizden hareketle çocuk kitabı editörünün sahip olması gereken özellikleri söyleyebilir misiniz?

Editör yayın hayatının süzgecidir. Yayımlanmış tüm kitapları okuyan bir okurdan da fazlasını okuyan kişidir çünkü yayımlanmamışları da okur. Okur ve seçer. Onun yaptığı seçim bizim okuduklarımızı belirler. Kötü seçimler yaparsa kötü kitaplar okuruz (çocuklar okur.) Çocuk kitapların editörlüğü yeni yeni yola girmeye başladı. Öğretmen emeklisi olmanın, iki çocuk yetiştirmiş olmanın, çocukları sevmenin değil de edebi bir birikimi olmanın editörlüğün asıl koşulu olduğu öğrenildi yavaş yavaş.

Yabancı dilden Türkçeye eser kazandıran bir çevirmen kimliğiyle çocuk kitaplarında yaşanan çeviri problemlerinin neden kaynaklandığını ifade edebilir misiniz?

İyi çeviri kaynak dili değil, hedef dili iyi bilmekle doğru orantılı bir şeydir. Bakıyorsunuz, kolejde okumuş. Öğrendiği dili iyi biliyor ama türkçe olarak yeterince kitap okumadığı, türkçe edebiyatla beslenmediği için belki doğru ama yavan ve lezzetsiz bir metinle karşı karşıyasınız.

Çocuk edebiyatının kuramsal boyutu üzerine de düşünen bir kimlik olmanız, çocuklar için yazmanızda size kolaylık sağlıyor mu? Başka bir deyişle akademisyen olmak, çocuklar için yazmanın bir ölçütü mü?

Hayır. Yazmak tümüyle ayrı bir şey. Bu alanda profesör olabilirsiniz ama yazmak edebi bir uğraş ve kendi farklı mecrasında kuralsız, amaçsız, ölçüsüz, rotasız sürüklenir “sarhoş tekne” misali... Akademisyenlik ise tersine, kurallı, disiplinli, ölçülü ve başı sonu belirli bir disiplindir.

Okul öncesi dönem için kaleme aldığınız “Artık Kendim Okuyabilirim” dizisinde çocuk kahramana isim verilmeyişin özel bir nedeni var mıdır?

Birinci tekil şahıs olarak başlamıştım yazmaya. Öyle kaldı. Keşke öyle yapmasaydım ve üçüncü tekil yazıp bir isim verseydim dediğim oldu ama artık cok geç galiba.

Eserlerinizde “Kırmızı Başlıklı Kız, kurt, Fareli Köyün Kavalcısı” gibi bir kısım masal motiflerinden istifade etmeniz gelenekten yararlandığınızın bir göstergesi olabilir mi? Bu durumdan hareketle çocuk edebiyatında gelenekten yararlanma fikrini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Benim o motifleri kullanmamın arkasında “gelenekten yararlanma” gibi bir planlı amacım yoktu. Öykünün kendiliğinden getirdiği şeylerdi onlar. Öyküye gerekli oldukları için konuk oldular. Ama bir kavram olarak gelenekten yararlanmanın sakıncası yok. İlle de olmalı da diyemem.

Okulöncesi dönem için kurguladığınız eserlerinizde çocukların günlük hayatta korktuğu fantastik kahramanlar oldukça şirin ve farklı gösterilmiş. Bundaki gayeniz nedir?

Çocuklar aslında korkmaz; biz onlara korkmaları gerektiğini “öğretiriz.”
“Yemeğini yemezsen öcü gelir!” derken sesimizle, mimiklerimizle öyle bir sunarız ki bu “bilgi”yi çocuk “demek ki korkulacak bir şey” der. Sonra da “çocuğum öcülerden korkuyor” der, kendimizi kandırırız. Benim kullanma amacım sadece öykünün doğal akışı içinde gerekli bulmam, hepsi bu.

Gardner’in Çoklu Zekâ Kuramı’ndan etkilenerek yazdığınız “Öykülerle Çoklu Zekâ Geliştirme Etkinlikleri” eğitimin edebiyattan ayrı düşünülemeyeceğinin bir göstergesi olarak kabul edilebilir mi?

Eğitim ve edebiyat ayrıdır. O dizide çocuklara öyküler üzerinde uygulama çalışmaları yaptırarak farklı zeka türleri alanında gelişmelerini amaçladık.

“Sihirli Dizi” de Ali Sırça ve Cefa Muhtar gibi kahramanlar vasıtasıyla güncelle bağlantı kurmanız nasıl değerlendirilmelidir?

Güncellik çok tercih edilmez aslında. Bir süre sonra Cefa Muhtar esprisini çocuklar anlamıyor olacak. Ama yazarken güncelliği malzeme olarak kullanmak mizahı kolaylaştırıyor.

Eserlerinizde çocuğu saygı duyulması gereken bir birey olarak ön plana çıkarıyorsunuz. Bu kitaplarınızda çocuğu özne kılmanızın bir yansıması olabilir mi?

Yo, aslında bu benim özel hayatımda da çocuklara nasıl davrandığımla ilgili. Babamdan bana kalan bir miras; hiçbir zaman bana çocuk gibi davranmamıştı, beş yaşında bile benimle yetişkin gibi konuşurdu. Öyle ki çevremin bile dikkatini çekerdi (ve herhalde güldürürdü) benim öyle büyük büyük konuşmalarım.

Teşekkür ederim.


TOP