(Röportajı yapan belirsiz)

1. Çocuklar için yazarken toplumsal, ekonomik vb. alanlarda farklı koşullarda olan çocukları ortak duyarlılıkta birleştirmek gibi bir kaygınız oluyor mu? Çocuklar için yazmanın zorlukları nelerdir?
Çocuklar farklı koşullarda yaşıyor, bu doğru. Ancak bir de “çocukluk ülkesi” var. Büyümeye çalışan, hayatı anlamaya çalışan, eğlenmeye, istediklerini elde etmeye çalışan çocuklar. Şımaran, kardeşini kıskanan, kendisinde olmayana özenen, büyüklere özenen, utanan, yalnızlık çeken, vb... Nerede ve hangi zamanda olursak olalım çocuk çocukluğunu yaşıyor olabildiğince. Onları ortak bir duyarlılıkta birleştirmekten çok, onların ortak olan bu çocuk özelliklerini fark ederek (unutmayarak/hatırlayarak) yazıyorum desem daha doğru olur.

2. Ülkemizde çocuk edebiyatı alanında çıkan yayınları yeterli buluyor musunuz?
Hayır. Nicelik olarak da az, nitelik olarak da yetersiz.

3. Günümüz çocuk edebiyatı eserlerine baktığımızda çocuğun psikolojik yapısına uygun yetkin çalışmalar var mı? Bu alandaki yazarlarımızın durumu nedir?
“Çocuğun psikolojik yapısına uygun yetkin” çalışma yapabilmek için yazarın öncelikle edebiyatla ilgili olarak yetkin olması gerekir. Piyasayı dolduran kitapların çoğu, “ne var ki bunda, ben de yazarım” güdüsüyle yazılan ve edebiyatın ana damarından beslenmeden üretilen “kitaplar.” Birkaç iyi örneğe tutunup tablo hakkında okşayıcı sözler söylemek istemem, çünkü o iyiler, niteliksiz kitaplardan oluşan dağların ardında ulaşılamaz durumdalar.

4. Çocuk kitabı yazarları yazınsal süreçlerinde pedagoglardan ya da çocuk psikologlarından çalışmaları konusunda bir değerlendirme almalı mıdır? Siz böyle bir yol izliyor musunuz?
Çocuk kitabı yazarı öncelikle yazardır. Edebi bir yazarsa bir sanatçıdır. Yani yaptığı (yapması gereken) işin adı sanattır. Sanat ise bireyseldir. Üretirken bireyseldir. Bir sanat eserinin bireysellikten çıkması onun piyasaya/ortama çıkması, yani nesnel olarak var olması demektir. Sanat eseri o zaman toplumsallaşır. Şimdi, (üretirken) bireysel olduğunu söylediğimiz bu sanat yapıtını üretirken, yani ben ilham perileriyle, kendi yazma birikimimle, beni yazmaya iten duygusal ve düşünsel birikimlerimle, kendi hayal dünyamla, kurgularımla kaptırmış giderken biri gelip de (bu psikolog olabilir, pedagog olabilir veya köşebaşındaki nalbur olabilir, farketmez) “öyle değil, böyle olmalı” derse bana, ben bunu kabul etmem. Ancak, eserim toplumsallaştıktan sonra, yani bir bakıma benden çıktıktan sonra, yani ben onu “doğurduktan” sonra buyursunlar konuşsunlar. Beğendiklerini ya da beğenmediklerini, çocuklara zararlı buldukları ya da yararlı buldukları yönlerini yazsınlar söylesinler. Ama lütfen bunu yapsınlar, çünkü bu gerekli, ama daha önce (üretirken) değil. Yani, oturup öykümü yazarken pedagoga diyeceğim ki “sen pedagogsun bilirsin, şimdi şu öyküdeki çocuk takla atsın mı?” Bu olmaz! Örneğin pedagog okuduğu ders kitabından, “bir cümlede beş sözcükten fazlası olmaz!” diye tuhaf bir şey öğrenmiştir, ayıkla pirincin taşını! Dikilir karşımıza, “bu cümlede altı kelime var, çocuğa uygun değil!” diye. Edebiyat yapıyoruz ELT telgraf çekmiyoruz ki! Bu bir ressama, “Tablonuzda yalnızca sıcak renkleri kullanmalısınız!” demek gibi bir şeydir. Pedagoglarla psikologlarla, onlar da ayrıca sanatçı değillerse, sanat yapılmaz. Ama yazılmış bitmiş ortaya çıkmış bir çocuk kitabını değerlendirirken onların uzmanlıklarından tabii ki isteyen yararlanır.

5. Çocuk edebiyatında, dünya çapında kalıcı eserler vermek için neler yapılmalı? Ülkemizde bu alanda çıkan kitaplar tercümesi yapılacak ve diğer ülkelerinde de okunacak kadar kaliteli mi?
Dünya çapında kalıcı olmayı başarmış eserlerin bir tanesinin yazarı bile, “Ben şu dünyaya kalıcı bir eser bırakayım!” diyerek yola çıkmamıştır. Tolstoy’un aklından, “Şu dünyaya bir Anna Karenina yazayım da kalıcı olayım!” gibi bir düşünce geçtiğini sanmıyorum. Böyle bir amaç olamaz. Sanat samimiyet işidir. Gerçek sanatçı, içinden geldiği için şarkı söyleyen dağdaki çobandır. Bireysel bir üretimdir onunki, toplumsallaşma olasılığı düşüktür yalnızca. Ama içtendir. Sahneye çıkmak için söylemez o türküyü (böyle hayalleri olsa da), zengin olmak için söylemez, arabaları, hanları hamamları olsun diye söylemez. İçinden gelir ve söyler. Canı ister ve söyler. Yazmak da böyle bir şey işte. Canınız öykü yazmak istiyordur. Canınız sözcüklerle cümlelerle bir şeyler anlatmak istiyordur. Bu sizde dayanılmaz, zaptedilemez, engellenemez, durdurulamaz, set çekilemez, dizginlenemez, hapsedilemez bir dürtüdür. Yazmasanız öleceksinizdir!
O zaman yazarsınız işte. İyi yazarsınız, kötü yazarsınız, tekniğiniz zayıftır, güçlüdür, şudur budur. Ama yazarsınız, başka türlüsünü yapamayacağınız için yazarsınız.
Çocuklara yönelik yazanlarda bu samimiyet eksikliğini hemen fark edersiniz. Kaygılar “yazardan sayılmak” ile başlayıp “para kazanma” amacına kadar çeşitlenir de, o, yazıyla var olma çaresizliğinden kaynaklanan öpülesi samimiyeti göremezsiniz bir türlü.
Dünya çapında olabilmek için (bunun neden gerekli olduğunu anlamıyorum) önce samimi eserleri üretmek gerekir.

6. İnternet teknolojisinin hızla yayılmasıyla çocuklar artık kitaplardan bilgi almak yerine bilgisayar başında vakit geçirmeyi tercih ediyor. Kitaplara olan rağbetin bu nedenlerle düştüğünü söyleyebilir miyiz? Çocukların kitap okumasını sağlamak ve cazip hale getirmek için neler yapılabilir?
Çocukların kitaplarla ilişkisinin bozulmasının nedeni televizyon da değildir, internet de. Televizyon öncesi, internet öncesi çok okuyorduk da bunlar girince birden şak diye mi kesildi kitap okuma sevdamız. Bakın, ister televizyon ekranından bize akıtılsın, ister internet sitelerinden “masaüstü”müze dökülsün, ister “digital” kitap okuma aygıtıyla otobüslerde elimizde gezdirelim, fark etmez. Önemli olan okuduğumuz aygıtın ne olduğu değil, birey ve toplum olarak sanatla ilişkimizdir ve bu ilişkinin pespayeleşmesine yönelik ürün bolluğudur. Tersten bakmayalım, televizyonlardaki kötü programların nedeni halkın onları yeğliyor olması değildir. Halkın onları yeğliyor olmasının nedeni televizyonlarda kötü programlar sunuluyor olmasıdır. Bugün öğretmenlerin öğrencilerin anne babaların piyasadaki iyi kitapları bilmeyip kötü kitaplarla yetinmelerinin nedeni de yine aynı şekilde piyasayı dolduran kötü kitaplardır. Kötü kitaplar ucuzdur, daha kolay yayılır ve beğeni ölçülerini seviyesiz bir noktada dondurur, gelişmenin önünü tıkar.
Yapılması gereken, bilinçli yetişkinlerin kendilerini ve çocuklarını kötü kitaptan korumasıdır. Nasıl sırf ucuz diye salatanıza çürük domates doğramıyorsanız, kitabın da ucuzunun peşinde olmayacaksınız.

7. Türkiye’de çocuk kitapları ve süreli yayınlardan hangileri gerçekten “çocuk edebiyatı” sınırları içinde yer almaktadır?
Ülkemizde bir iki edebiyat içeren çocuk dergisinin (Kırmızıfare, Ebesobe...) yayımlanması, ticari çocuk dergilerini de birazcık “hizaya” sokar gibi oldu ve onlar da zorlama/doldurma/yığma sayfalarının arasına bir iki öykü (bulunsun kabilinden ve edebi niteliğini gözetmeksizin) sokuşturmaya başladılar. Bu iyi bir gelişmedir. Ama ticari dergilerin seviye düşürücü etkisi yine aynı şekilde nitelikli olanı köşeye sıkıştırıyor.

8. Çocuk edebiyatı alanında masal kitaplarının yeri nedir? Piyasada bulunan masal kitaplarını nasıl buluyorsunuz?
Genel olarak çocuk kitaplarının durumuna ilişkin söyleyeceklerime ancak türün kendisiyle ilgili bir iki şey ekleyebilirim. Masal türüne doğru yaklaşmak gerekir. Olağandışılıklar, günümüz yaşam biçimiyle aykırı düşen durumlar vb. özellikle yetişkinlerin kafasını karıştırabiliyor. Oysa çocuklar, onların sandıkları kadar kötü etkilenmiyor. Yetişkinlerin ilk büyük hatası şimdiki çocukları kendi çocukluklarıyla değerlendirmeleri. Çoğumuzun çocukluğunda televizyon ya yoktu, ya da tek kanallıydı. Dünya sinemasıyla bu kadar iç içiçe de değildik. İnternet ise çok yeni. Yani bugünkü çocuk farklı. Bugünkü çocuk bizim küçükken izlediğimiz korku filminden etkilenmiyor. Bu nedenle, kötü yazılmadıkları sürece, yazarların kullandığı dile, resim değerinden yoksun olmadığı sürece kitaptaki resimlere endişeli yaklaşmamalıyız. İyi bir yazarın çizerin elinden çıkmışsa, yani bir sanat yapıtından söz ediyorsak, diyelim dildeki argo, resimdeki ürkünçlük, çocukta korktuğumuz etkiyi yapmaz. Yapıyorsa da bunun panzehiri vardır: Yine nitelikli olan başka kitaplar! Endişelenmeyin, çocuklar onun kitap olduğunu, yani gerçek olmadığını, yani kurgu olduğunu biliyor, “çocuk” onlar, “salak” değil. Tersine, siz çocuğa hiç masal öykü vb okumazsanız, yani onu kitaplarla tanıştırıp kurgulanan bir dünyanın (eğlenmek/öğrenmek vb amaçlarla) da var olabileceğini göstermezseniz, tabii ki o çocuk kurgu olanla gerçek olanı birbirine karıştırabilir ve pokemon uçuyor diye pencereden atlamaya kalkabilir. Çözüm, iyi kitabı daha çok sunmaktan geçer.

9. Siz de bir çocuk kitapları yayımcısı olarak Türkiye’de çocuk edebiyatının gelişiminde yayınevlerinin katkısını yeterli buluyor musunuz?
Hayır. Çünkü editör yetiştirmede zayıf kaldılar. Koskoca bankalar yayın işine girdi. Yıllanmış yayınevlerini ele alın, hangisinde çocuk yayınları editörü yetişti? Editör olmadan iyi çocuk kitabı olmaz. Çünkü iyi editör iyiyi süzer, kötüyü durdurur, ayıklar, piyasanın niteliğini yükseltir. Editörün okulu yok; edebiyatla yoğun ilişki içinde, hayatı kitaplarla geçen, alanındaki konferans, panel, sergi, fuar, her neyse, gezip dolaşan, bilgisini görgüsünü artırması için masraf edilen, işinde üretken olabilmesi ve hata yapması için fırsat verilen, kurslara, seminerlere gitmesine, dünyayı görmesine izin ve para ayrılan ve bu sayede bu alana kendini adamaya namzet olabilecek gençleri keşfetmek ve sabır göstererek “insana yatırım” yapmak... Okul bu. Ama yayınevleri iyi editör yetiştirecek insan yatırımını yapamadığı için, yani bu okulu açmadığı için kusurlu. Kendi geleceklerini oluşturmadıkları için de kötü stratejistler.

10. Çocuklara yönelik yayıncılığı her kitap basan yayınevi yapmalı mı? Yoksa bu alan için kitap piyasa süren yayıncılar ayrı mı olmalı? Bu özerklik Çocuk Edebiyatı konusunda ülkemizde kaliteyi artırır mı?
İlle de ayrı bir yayınevi olması gerekmez. Örneğin Mavibulut 26 yıldır yalnızca çocuk kitapları yayımlayan bir yayınevi. Amacı, hedefi, ilkesi bu. Ama birçok yayınevinde çocuk bölümü ayrı bir bölüm. Ve böyle olmalı. Yani bir yayınevinin bir bölümü de olsa editörü ayrı olmalı ve özerkliği (kendi bütçesi) olmalı.

TOP