Püf Noktası 1 / Okyanus Dergisi


Bilinen öyküdür. Çömlekçi çırağı yıllarca ustasına hizmet ettikten sonra kendi fırınını açmaya karar verir. “Hazırım!” der, “Öğrendim her şeyi...”
“Emin misin?” der ustası, “Her şeyi öğrendin mi?”
“Evet, öğrendim!”
“Pekala,” der ustası. “O halde aç kendi fırınını... Hayırlı olsun...”
Çırak işe koyulur. Kendi fırınında ilk çömleğini yapmak üzere ustasından öğrendiği gibi çamurunu yoğurur, şekil verir. Zamanı geldiğinde de tıpkı ustasından öğrendiği gibi uygun kıvamda ısıtılmış olan fırınına sürer. Gururla ellerini silerke bir ses duyar: Çat!
Çömlek çatlamıştır. Sabırla yeni bir çamur parçasını yoğurur. Aynı şeyleri yapar ve fırına sürer. Sonuç? Çat!
Çömlek yine çatlamıştır. Bir daha dener, sonra bir daha... Her seferinde sonuç aynıdır. Çömlek fırına girdikten kısa bir süre sonra çatlamaktadır. Sonunda pes eder ve yılgınlıkla ustasına koşar.
“Çatlıyor mu?” der ustası.
“Evet,” der çırak, “Oysa senin yaptığın şeyin aynısını yapıyorum...”
“Sanırım...” der ustası, “Püf noktasını öğrenememişsin...”
“Püf noktası mı?”
“Evet, izle bak...” Ve ustası çamuru yoğurup şekil verir. Sonra fırına yaklaşır, elinde tuttuğu çamur çömleği fırına sokmadan önce içine püf diye üfleyerek soğuk havayı ciğerlerinden gelen sıcak havayla değiştirir, sonra fırına sokar.
“İşte,” der, “Bu işin püf noktası!..”

Teknik olarak bu anlatılan öykü akla uygun mudur, orasını çömlekçiler bilir, ama her şeyi öğrenmenin, her ustalığı, her beceriyi edinmenin bir “püf noktası” olduğu kabul edilir.

Çocuklar için yazmanın püf noktası var mıdır? Varsa bu püf noktasını kimler bilmektedir? Örneğin bugün çocuklar için bol bol kitap yazmış yazarlarımız bu püf noktasını bilmekteler midir? Dünyanın ünlü çocuk kitabı yazarları bu püf noktasını bildikleri (keşfettikleri) için mi “dünyanın ünlü çocuk yazarları” olmuşlardır? Lewis Carroll (Charles Lutwidge Dodgson) “Alice”i bu püf noktası üzerine mi oturtmuştur? Ya Mark Twain (Samuel Langhorne Clemens) “Tom Sawyer”i yazarken?.. Ya da Aziz Nesin (Mehmet Nusret), “Şimdiki Çocuklar Harika”yı yazarken... Hey! Bu yazarların hepsi takma isim kullanmış... Bir bildikleri vardır herhalde, ama bu bir püf noktası sayılmaz.
Bu yazarların eserlerinin çok ve hala okunuyor olmasının püf noktası nedir? Örneğin bir Tom Sawyer’in, Huckleberry Finn’in “tomografisini” çeksek... Siyah İnci’yi, Beyaz Yele’yi, Mutlu Prens’i ameliyat masasına yatırsak, kesip biçsek ve baksak, ne varsa içinde, bulsak onu, yıllarca saklandığı söylenen Coca Cola’nın formülü gibi ifşa etsek: “İşte arkadaşlar! İçinde bu var! Alın tepe tepe kullanın!”
Bulunca da çatır çatır yenilerini üretsek, aynı formülü kullanarak...
Aynısını yazıp ismini değiştirmekten söz etmiyorum ama. O başka. Bizde yayımlanmıştı örneğin “Pilli Bebek” diye bir çocuk kitabı. Düpedüz Pinokyo, her şeyiyle aynısı, ama adı Pinokyo değil de Pilli Bebek! “Küçük Uçman” diye bir kitap daha vardı. O da şimdilerde Can’ın yeniden yayımladığı “İki Çocuğun Devrialemi”nin aynısıydı. Yani kastettiğim böylesi değil.
“İyi kitap” yazmak için böyle bir püf noktası var mıdır? Varsa bu uygulanabilir, paylaşılabilir, dağıtılabilir, çoğaltılabilir bir “öz,” bir “sihirli iksir” gibi şişelenip satılabilir mi örneğin?

Tom Sawyer de, Huckleberry Finn de aslında kendi dönemlerinin “edepsiz” çocuklarıydı. Küfürlü konuşuyor, sigara içiyor, gayet serseri bir hayat sürüyorlardı. Bu bir ipucu olabilir mi dersiniz? Acaba biz de bugünün temiz yüzlü, çevreci, ikide bir teşekkür edip duran, terli terli su içmeyen, ödevlerini zamanında yapan, efendimli konuşan “beyaz çocuklar” yerine edepsiz kahramanlar mı seçsek kitaplarımız için... Ama o zaman öğretmenlerin hışmına uğramayı göze almak gerekir; Roald Dahl bile bir dönem aforoz edilmişti ülkesindeki okullarca, eğitimle filan fazlaca dalga geçtiğinden, “Matilda”yı düşünün, okumadıysanız da okuyun.
Ya imza gününe çağırmazlarsa sizi? Eh, bu önemliyse sizin için o zaman “beyaz çocuklar” ile yetinin, grisine bile bulaşmayın derim.

Ancak sözün burasında ortaya bir ikilem çıktı sanki... Çocukların hoşuna gidebilecek kitaplarla, öğretmenlerin, anne babaların “çocukların okumasını uygun buldukları” kitaplar birbiriyle uyuşmuyor. Nice yetişkinden duyduğum ve en son Recep İvedik’in sarfettiğini gazetelerden okuduğum şu söz çok çarpıcı: “Öğretmenler Filanca’nın (burada bir yazar ismi veriyor) bir kitabını bana zorla okuttu, ben de kitap okumaktan soğudum!”
Yani, öğretmenlerin veya anne babaların “zorla” okuttuğu kitaplar ters etki yapıyor. Yine de, asıl “müşteri” onlar diyerek, öğretmeni ve anne babayı hedeflemek bu işin “püf noktası” olabilir mi? En iyi ve en “doğru” mesajları verdiğinize, kitaplarınızda hiç ayıp söz etmediğinize, çocukları bembeyaz çocuklar olarak yetiştirmeyi hedeflediğinize onları inandırırsanız, kitaplarınızı çocuklara “kafalarına vura vura” okuturlar, siz de aileler ve öğretmenler nezdinde “akredite” bir çocuk yazarı olarak baş tacı edilir, çokça basılacak olan kitaplarınız üzerinden bolca telif ücreti kazanırsınız. Alın size yararlı bir püf noktası...
TOP