Eğitim başka edebiyat başka...

“Çocuklar için edebiyat” ile “çocukların eğitimi” farklı şeyler...

Kitaba ve okumaya yönelik ilgisizliği dile getirirken ister istemez sıradan bir yakınmayı dile getirmek zorunda kalıyoruz. Çünkü bu ilgisizlikten yakınmak da bir moda haline geldi. Yalnızca okuyan değil, okumayan da kitabın az okunmasından yakınıyor. Ama sayılar gösteriyor ki, gerçekten ülke olarak kitaba ilgimiz az. Yılda ortalama 5000-6000 kitap basıyoruz. Bunların ortalama baskı adetleri de 2000-3000. Çocuk kitaplarının oranı ise genel olarak bu rakamların yüzde onu civarında, yani 500-600 kitap.

Tabii sayılar tümüyle nicelikle ilgili ipuçları veriyor. Bir de işin nitelik yönü var. Diyelim ki 500-600 değil de daha çok çocuk kitabı basılsaydı. Her kitap 2000-3000 değil de 20000-30000 basılsaydı; yani sayıların şu veya bu şekilde büyümesi sorunu çözecek miydi?

Çözmeyeceğini gösteren en çarpıcı örnek gazeteler. Yaklaşık iki buçuk milyon gazete okurunu bir türlü arttıramıyor. Gazeteler ama vermedikleri hediye kalmadı. Hediyeyi almak için gazetelere geçici olarak ilgi gösteren 'okur' kampanya bitince o gazeteyi almayı bırakıveriyor. Yani kampanyalar kalıcı okur kitlesi yaratamıyor.

O halde nitelik önem kazanıyor. Kalite anlayışı ülkemizde belirgin bir önem kazandı. Artık öteki ürünlerde de tüketici kaliteyi arar oldu. O halde okur niye bunun dışında kalsın? Potensiyel okurun yalnızca bir iki uyduruk hediye ile yetineceği, kendisini fikren doyuracak bir gazeteye/kitaba/dergiye ihtiyacı olmadığı yargısı niye bu kadar yaygın?

Çocuk edebiyatı kavramı hep eğitim kavramı ile iç içe algılanmıştır. Bu da çocuklar için yazan yazarların, yazdıklarında çocuğu eğitmek kaygısıyla edebiyattan uzaklaşmalarıyla sonuçlanmıştır. Bu tür, edebiyattan uzak ama eğitici kitapların bolluğu da çocuk kitapları alanını bir ölçüde sevimsizleştirmiştir. Dinlenmek, eğlenmek, gülmek, hüzünlenmek vb ruhsal, duygusal, zihinsel beklentilerle kitaba sarılan çocuk bu beklentilerini karşılama yerine, kitabın satırları arasında daha az önce okulda bırakıp geldiği öğretmeninin sesini duyar gibi olunca kitaptan soğuması çok doğaldı.

Oysa edebiyatın eğitici, terbiye edici işlevi okulun, öğretmenin eğitici, terbiye edici işlevinden çok farklıdır. İşte bunun ayrımını yapamayan 'eğitimci çocuk yazarları' yazdıklarıyla çocuklarda kitaba yönelik ilgiyi, merak ve sevgiyi daha başta öldürmüşlerdir. Çocukluğunda kitabı sevememiş insanların yetişkinliklerinde kitap okuru olmaları ise çok zordur.

Kısacası, ülkemizdeki müzmin 'kitapsevmezliğin' arkasındaki nedenleri sayarken her türlü toplumsal ve tarihsel gerekçenin yanısıra, bu sözünü ettiğim türden, edebiyat yerine eğitim vermeye çalışan 'çocuk yazarları'nı da anmak zorundayız.

Çözüm önermek kolay değil. Ama öncelikle 'çocuklar için edebiyat' kavramıyla, 'çocukların eğitimi' kavramının birbirinden net çizgilerle ayrılması gerektiği kanısındayım. Daha sonra da yazdıklarında eğitimi değil, edebiyatı öne çıkarmayı başarmış yazarların desteklenmesi, bu yazarların daha çok kitap yayımlamalarının sağlanması, böylece anne babaların kitap seçerken önlerine sürülen seçenekler arasında edebiyatın daha çok yer almasının sağlanması önerilebilir.

Zaman Gazetesi'nin “Çocuk Edebiyatının Günümüzdeki Durumu” konulu soruşturmasına yanıtlar. (Tahminen 1988-89 yılı)
TOP