Bir Varmış... Bir Varmış...

Kırmızı Başlıklı Kız benim ilk aşkımdı. Öyle sanıyorum ki, eğer onunla evlenebilseydim, gerçek mutluluğu bulacaktım."
Charles Dickens

Peri masallarının kahramanları ölmedi bir türlü. Bütün dünyada ne de çok çaba harcanmıştı üstelik. İlk okkanın altına gideceklerden biri de Sinderella'ydı galiba. O küle bakan yürek yakan, ihtişam düşkünü soysuz biraz büyü ile sınıf mı atladığını sanıyordu? Ta dokuzuncu yüzyılın ortalarından bu yana geçen bin yılı aşkın süre içinde insanlar, ayakkabısının tekini sarayda unutan bu şaşkın kızın masalını ne diye çocuklarına, torunlarına anlatıp duruyorlar ki? Ya Hänsel ile Gretel? Bütün üvey anneler kötü müydü öyle? İnsanlar siyahla beyaz gibi yalnızca iyi ve kötü müydüler? Ya o kırmızı başlıklı tuhaf kız? Bakın hele şu satırlara:

“Bir zamanlar küçük bir kıza annesi, ninesine götürmesi için kek ve tereyağı verdi. Kız ormanda yürürken bir kurt yaklaşıp nereye gitmekte olduğunu sordu, “Nineme,” dedi kız. Kurt “Hangi yoldan?” diye sordu. “Dikenli yoldan mı, çalılık yoldan mı?” “Dikenli yoldan” dedi kız. Bunun üzerine kurt önceden gidip nineyi yedi, kanını bir şişeye doldurdu, etini de bir tabağa koydu. Sonra da ninenin geceliğini giyip, yatağa girdi. Kapı çalınınca ninenin sesini taklit edip kızı içeri çağırdı. “Haydi bir şeyler ye” dedi. “Sana et ve şarap ayırdım.” Kız söylenenleri yaptı. Küçük bir kedi ona yüzünü buruşturdu. “Ninesinin etini yiyip kanını da nasıl içebilir insan!” Daha sonra kurt: “Haydi soyun, yanıma gel” dedi. “Ama önlüğümü nereye koyacağım?” dedi kız. Kurt “Ateşe at!” dedi. “Bir daha gerekmeyecek nasıl olsa...” Kız üzerinden çıkardığı her parça için aynı soruyu sordu. Kurt her seferinde aynı yanıtı verdi: “Ateşe at! Nasıl olsa bir daha gerekli olmayacak sana...” Kız yatağa girer girmez “Nineciğim, kılların ne kadar da uzun!” diye haykırdı. Kurt, “Seni ısıtsın diye, kızım!” dedi. Kız “Omuzların ne kadar genişlemiş!” dedi. Kurt “Ateşe daha bol odun taşıyabilmek için, kızım...” dedi. Kız “Tırnakların ne kadar uzun, nineciğim!” dedi. Kurt “Daha iyi kaşınabilmek için kızım...” dedi. “Dişlerin ne kadar büyük!” dedi kız. Kurt “Seni daha kolay yiyebilmek için!...” dedi. Sonra da kızı yedi.

Bu tüyler ürpertici masal mı çocuklarımıza yüzyıllardır anlatıp durduğumuz? Yo yo, tam olarak değil. En azından bu masalın günümüze biraz değiştirilerek geldiğini biliyoruz. Kız öyle ninesinin kanını filan içmiyor. Zaten masal da öyle bitmiyor artık. Perrault’dan alınan yukardaki metin sonradan Grimm Kardeşler tarafından epey yumuşatılıyor. Bir avcı kurdun karnını yarıp nineyi de, kızı da sağ salim çıkarıyor dışarı. Kurdun karnına da taş dolduruyor, bir daha öyle yaramazlıklar yapmasın diye.
Grimm Kardeşler olarak ünlenen Jacob Ludwig Carl Grimm (1785-1863) ve Wilhelm Carl Grimm (1786-1859) Alman dilci ve derlemeci iki kardeştir. Kurbağa Prens, Bremen Çalgıcıları, Hänsel ile Gretel, Pamuk Prenses ve Yedi Cüce, Rumpelstiltskin, Altın Kaz gibi en çok bilinen masallar hep bu iki kardeşin derlemeleridir.
Grimm Kardeşler, Almanya’nın o zamanlar bağımsız bir eyaleti olan Hesse’de, Hanau kentinde dünyaya gelmişlerdir. Hukukçu olan babaları, altı kardeşin en büyüğü olan Jacob, daha on bir yaşındayken ölmüştü. Jacob ve Wilhelm, Marburg Üniversitesi’nde hukuk okurlarken Alman halk şiiriyle ilgilenecek ve romantik akımın etkisi altına gireceklerdir. Alman halk şiirini derleyen bir arkadaşlarının etkisiyle onlar da halk masallarını derlemeye başlayacaklardır.
Jacob bir süre Hesse Eyaleti Savaş Bürosu'nda çalışır. Bu 1806’da Napolyon’un istilasıyla bölünen eyaletin başına Westfalya Kralı statüsüyle Napolyon’un kardeşi Jerome Bonaparte’ın geçmesine kadar sürer. 1808’de Jacob, Jerome Bonaparte’ın özel kütüphanecisi olur. Aynı yıl anne Grimm ölünce ailenin tüm sorumluluğu Jacob’un omuzlarına yüklenir. Wilhelm ise hastadır. Özellikle kalbiyle ilgili sorunu sürekli bir işte çalışmasını önlemektedir. Yine de iki kardeşin masal derlemeleri çalışmaları sürer. Bu çalışmaların ilk ürünü 1812’de Kinder und Hausmärchen adıyla kitap halinde yayımlanır.
1813’te Hesse’in Fransa’dan ayrılmasıyla Jacob devlet hizmetine girer. Viyana Kongresi’nde ve Paris’te çeşitli görevler alır. Bir sonraki yıl Wilhelm valilik kütüphanesinde çalışmaya başlar. 1829’a kadar burada çalışmalarını sürdürürler. Kinder und Hausmärchen’ın ikinci cildi 1814’de yayımlanır.
1829’dan 1837’ye kadar iki kardeş Göttingen Üniversitesi'nde ders verirler. Fakat Hanover yönetiminin liberal anayasayı iptal etme kararına karşı çıkan grup içinde yer aldıkları için öğrencilerin de desteğine rağmen görevlerinden alınırlar. Bu kez başka bir işe kalkışırlar: Yeni bir Almanca sözlüğün yazımı. Büyük bir iştir bu. Berlin’e taşınırlar. Wilhelm öldüğünde sözlük henüz “D” harfine yeni ulaşmış, Jacob öldüğünde ise “F” harfine yeni başlanmıştır. Grimm Kardeşler’in başladığı bu sözlüğün tamamlanması tam yüz yıl alacaktır.
Jacob ve Wilhelm Grimm Kardeşler, çocukluklarından başlayarak hep birbirlerine yakın olmuşlardır. Çocukluklarında ve öğrenciliklerinde hep aynı odalarda kalmışlar, daha sonra da aynı evlerde yaşamışlar, aynı konularda çalışmışlardı. Jacob genellikle sessizdi ve hüzünlü bir ruh yapısına sahipti. Uzak akrabalarından birinin kızına evlenme teklif ettiği ve reddedildiği söyleniyordu. Daha sonra da hiç evlenmemişti. Wilhelm ise sağlığıyla ilgili sorunları bulunmakla birlikte daha neşeliydi. 1825’te Dorothea Wild ile evlenmişti. Bu evlilikten üç çocukları olmuştu.
Grimm Kardeşler, bu işin pek öyle ahım şahım bir iş sayılmadığı bir dönemde başlamışlardı masal derlemeye. Kaynakları da çoğunlukla yakın arkadaşlar ve komşulardı. Bunlar arasında en dikkate değer olanı ise, Katharina Viehmann adlı bir yumurta satıcısı kadındı. Grimm’lerin arkadaşları, onları bu kadınla ilgili olarak uyarıp, evlerine yumurta getirmesini istemelerini önerdiler. Kadın eve yumurta getirdiğinde ona güzel bir kahve ikram ettiler. Karşılığında ise, daha önce hiç duymadıkları 20 masal öğrenmiş oldular.
Yayımlanmış olan ciltlerde birkaç yazılı kaynaktan alınma masal da bulunmakla birlikte onlar sözlü olarak derlediklerine daha çok önem veriyorlardı. Birçoğu Alman kültürünü oluşturan mitler ve efsanelerle yakından ilgili olan masallar Almanya’nın ulusal edebiyat tarihinin bir parçası olarak önem taşıyordu onlar için.
Ülkemizde masallar hemen hemen her zaman yayımlanmışlardır. Ve yine ülkemizde, bütün dünyadaki akıma koşut olarak masallar tartışma konusu olmuş, çocukları gerçeklerden uzaklaştıran, onlara prenslerin, prenseslerin yaşadığı karanlık ortaçağı sevimli gösteren metinler olduğu gerekçesiyle eleştirilmiş, hatta, aynı masalların çağa uygun olarak yeniden yazılması gerektiğini ileri sürenler de olmuştur.
Masalların, içerdiği sınırsız hayal gücüyle çocukları gerçeklerden uzaklaştırmak yerine, hayal güçlerini zenginleştirerek gerçekleri algılamalarını kolaylaştırdığı, bu anlamda da son derece yararlı ve gerekli oldukları da öne çıkan düşüncelerden biridir. Bu düşüncenin öne çıkması biraz da son yıllarda masal kitaplarının hem Türkiye’de hem de başka ülkelerdeki yayımındaki artıştan izlenebilir. Masallar çocuk kitabını bir sanat ürünü olarak sunan çizerler için de sonsuz zenginlikte olanaklar sunmaktadır.

Çerçeve dergisi, (1989) sayfa 46-47; sayı: 33.

TOP