Bilginin Geleceği (çeviri)

Visions of the Information Future /
Bilginin Geleceğine İlişkin Öngörüler

Alison Scammell (Türkçesi: Fatih Erdoğan)
Aslib, Staple Hall, Stone House Court, London, EC3A 7PB
Aslib Proceedings, vol 52 Iss:7, pp264-269


1999 Kasım'ında Aslib, çeşitli meslek ve kökenden gelen kırktan çok yazarın bilginin geleceğine ilişkin öngörülerini derlediği 'Binyıl Kitabı'nı yayımladı. Bilgi profesyonelleri ve akademisyenlerle birlikte, girişimciler, gazeteciler, gelecek tahmincileri (futurist), çok okunan iş yönetimi yazarları, 'sanal bir avukat', bir romancı ve en az bir eski roket bilimcisi de bu yazarlar arasında yer alıyordu. Bu kitabın amacı çeşitli alanlardan yazarların gelecekle ilgili öngörülerini özgürce dile getirirken dilediklerince yaratıcı olmalarına fırsat tanımaktı. Bu makale bu kitaptaki temaların ve fikirlerin bazılarından bir sentez oluşturmayı amaçlıyor.

The Dilbert Future (Geleceğin Dilbert'çesi/Dilbert için Gelecek) adlı kitabında Scott Adams şöyle diyor: "Gelecek bütün yazarlar için harika bir konu. Düşünsenize, ileri sürdüklerimin tümü bile yanlış olsa, zaten ben çoktan ölmüş olacağım." Bu, gelecekle ilgili öngörülerde bulunmanın temel zorluğuna da işaret ediyor: Bu görüşleri ileri sürmek sezgi gerektirdiği kadar cesaret de istiyor. Birçok yazar gelecekle ilgili öngörüde bulunmayı reddetti, çünkü kendilerini kristal küreye bakarak kehanette bulunan eski zaman cadılarıyla özdeşleştirmek istemiyorlardı. Gelecekte neler olacağına ilişkin bir şeyler söylemek özellikle tehlikeli kabul edilegelmiştir, özellikle de bu tehlikeyi göze alanların birçoğunun yanıldıkları da dikkate alınınca. Eh, günümüzde bilgi dünyasının günümüzdeki hızıyla, öngörü sahiplerinin öngörülerinin yanlışlığı ortaya çıktığında büyük olasılıkla henüz ölmemiş olacaklarını da hesaba katarsak.
Gelecekle ilgili öngörülerde bulunmanın bir güçlüğü de onu tanımlama zorluğundan kaynaklanıyor. Yazarlar ele aldıkları gelecek zaman dilimini kendileri belirlediklerinden, hatta birçok kez belirgin bir zaman dilimini net olarak belirlemediklerinden çeşit çeşit projeksiyonlar gündeme geldi. Hepimizin bildiği gibi, bilgideki değişimin hızı öyle akıl almaz bir noktada ki, olaylar ve gelişmeler akşamdan sabaha başkalaşarak hepimizi şaşkınlığa uğratıyor. En başta World Wide Web'in (Evrensel Bilgi Ağı) gelişiminin geleneksel bilgi sağlayıcılarını nasıl da eski tekniklerini Web'e uyarlama telaşı içine sokuverdiği apaçık ortada. Bill Gates'in bile bu konuda yaya kaldığı söylenebilir. Şimdi, 'internet yılı'nın üç aya indiği söyleniyor, yani yazarlara şu gelecekle ilgili yazıları için verilen sürenin aynısı. Altı ayı aşan yayımlanma sürelerinde çok hızlı bir bakışla bile öngörülerle ilgili yorumların on iki ay içinde hedeften uzak düşecekleri kesindir.

Gelecek nedir?
Birçok yazar için gelecek korkuyla beklenen veya elle tutulamayan bir şey değil,
şu anda olup biten şey. David Nicholas ve Tom Dobrowolski fikirlerini 'gelecek şu anda yaşanıyor' anlayışı üzerine inşa ediyor ve Tim Berners-Lee, Marshall McLuhan, Ted Nelson ve Vannevar Bush'un öngörülerinden alıntılar yapıyor. Ki bu kişiler, geleceğe ilişkin öngörüleri ya da bugüne ilişkin gözlemleriyle olayların gelişimini doğrudan etkilemiş kişilerdir. Öteki uçta ise görüşlerini 10.000 yıllık bir gelecek tanımına oturtan Richard Wakeford yer alıyor. Wakeford, yüksek derecede radyoaktif atığın güvenli bir biçimde yok edilmesiyle ilgili talepleri örnek olarak veriyor (yarı ömrü 20.000 yıldan fazla olan plütonyumu bir milyon yıldan fazla bir süre gömülü tutmak gerekiyor) ve önemli bilgileri gelecek buzul çağının ötesine nasıl ileteceğimizin bir sorun olduğunu söylüyor. Atık deposu yalnızca 4000 yıl içinde bir muammaya dönüşen Stonehenge'lerin ömrünün birkaç katı süre boyunca var olabilmeli. Buradaki sorun, bugün kullanılan dilleri ve bugünkü bilgi depolama yapısının bütün amacını unutacak olan gelecekteki insanlarla iletişim kurabilmek.

Bilgi nedir?
Yazarların karşılaştığı zorluklardan biri de bilgiyi tanımlamaları. Bilgi mi? Veri mi? Duyduğumuz ve gördüğümüz her şey mi? Aldığımız kokular mı, dokunduklarımız mı? David Raitt şu soruyu soruyor: Bilgi her şeyi, uzaktan kumandanın algıladığı bilgiyi, trafik ışıklarını, ya da kümülonimbus bulutlarla kaplı bir gökyüzünü de kucaklıyor mu? Bilginin kapsayıcı doğası, her an her yerde karşımıza çıkması, özünde kitabın ana temalarından biri. Bilginin toptancı bir biçimde ve gittikçe artarak hayatımızı kuşatmasını Erik Davis şöyle anlatıyor:

“...daha gözden ırak, ama daha kapsayıcı, çünkü sürgünleri, deyim yerindeyse, dünyayı delecek. Bilgi artık siber uzayda gizli gizli dolaşmayacak, kullandığımız her şeye, evlerimize, taşıtlarımıza ve hatta bedenlerimize sinecek. Bilgi, dünyamızın bir parçası haline gelecek.
Bilgi, çalışma ve sosyal hayatımızın çeperinden dışarı doğru yayıldıkça ve hayatımızı yönlendiren temel güç haline geldikçe bilgi otoyolu tabirini daha az duyar olduk.”

Erişilebilirlik
Bilgi çoğalıyor olabilir ama henüz birçoğumuz için erişilebilir değil.
Kevin Carey, özürlüler ve bilgi teknolojisinin geleceğine ilişkin yazdığı bölümde bilgi teknolojisini tasarım ve kullanım özellikleri açısından ele alarak, resmen özürlü kabul edilenlerle, şu ya da bu biçimde dezavantajlı durumda bulunan milyonlarca başkaları arasında kesin bir ayrımın olmadığını söylüyor. Mike Chivanga ise dünya nüfusunun çok büyük bir oranının küresel bilgi sistemlerinin dışında kaldığını gösteriyor. İnternet ve Afrika'da bilgi devrimi konulu yazısında çok temkinli yaklaşıyor ve internetin Afrika'da rönesansı başlatan ilk vuruş olduğunu söylemekte acele etmiyor. Afrika nüfusunun yaklaşık %80'i telefonsuz ve elektriksiz, üstelik bir telekomünikasyon altyapısını edinmeleri daha en az 20 yıl alır. Bütün bunlar halledilse bile, içeriğin neredeyse tümünün dışardan gireceği düşünülürse, yerel sosyo ekonomik koşullarla uyum sağlamada ciddi bir akortsuzluk yaşanacağı muhakkak.

Teknoloji sürücüleri
Bilginin yayılmacı doğasına katkıda bulunacak teknolojik gelişmeler neler olabilir? Kitap boyunca zeki evler ve akıllı ev aletlerinden dem vuruluyor. Yiyeceklerin bayatladığını bildiren ve kendiliğinden alışveriş listeleri hazırlayan buzdolapları, giyilebilir bilgisayarlar (ayakkabılarda, kravatlarda ve kolyelerde) gibi. İnsanlarla bilgisayarları birleştirmenin yolları üzerinde de kafa yoruluyor. Kevin Warwick, yazısında insan ve makine arasında kurulabilecek bir ortak yaşamı kendi deneyiminden yola çıkarak tartışıyor. 1998'de sol koluna ameliyatla bir silikon yonga (chip) yerleştirilmiş. Bundan amaçlanansa, silikonla karbon arasındaki sinerjiyi araştırarak insana ait işlevlerin bilgisayar işlemleriyle birleştirilmesini sağlamak. Oldukça akıllı kalp pillerine ilişkin haberlerin gazeteleri süslediği ve elektronik etiketleme sistemlerinin artık sıradan kabul edildiği bir zamanda böyle bir deney bile çok da uzak ve şaşırtıcı gelmeyebilir. Profesör Warwick çok kısa bir süre içinde, bilgisayarlara düşünceyle kumanda edebilmemizin gerçekleşeceğini, bazı son buluşların bu yönde ipuçları verdiğini söylemektedir.
Kurgusal senaryo halinde yazılmış olan iki bölüm ev hayatında bilgi teknolojisinin ve bilgi altyapısının olası biçimine ayrılmış. Birinde, Karl Wiig farklı amaçlar için bir dizi farklı IT uygulamasını dile getirmiş. Bir FIMS (Family Information Management System / Aile Bilgi Yönetim Sistemi), bir PIA (Personal Information Assistant / Kişisel Bilgi Yardımcısı) ve bir de PWT (Personal Work Tool / Kişisel Çalışma Aygıtı) olacak. Bunlar birlikte çalışarak bilgi sağlama konusunda bütünsel bir çözüm sunacaklar. Başka bir bölümde Peter Bishop, yanımızda dolaştırabileceğimiz kablosuz tek bir bilgisayardan söz ediyor. Tüm bilgi ihtiyacımızı bu bilgisayarla gidereceğiz. Çökmeyen ve her daim bilgi ağına bağlı bir bilgisayar bu. Sahibinin ne zaman telefon görüşmesi yapacağını sezen, hatta rahatsız edilmek istemediği zamanları da kollayan bir bilgisayar. Bu, tabii hemen WAP (Wireless Application Protocol / Kablosuz Uygulama Protokolü) kullanan cep telefonlarını akla getiriyor; şu yeni teknoloji devrimi olarak sunulan, 24 saat bütün dünyaya kesintisiz bağlantı sağlayan, hiçbir zaman kapatılmayacak ve her yere, hatta yatağa bile birlikte gireceğimiz sistemler. Burada hatları çizilen senaryo bir yana, tüm iletişim ve bilgilenme ihtiyacımızı giderecek daha az sayıda, belki de tek bir bilgisayarımızın olacağı konusunda herkes hemfikir gibi. Ian Brackenbury'nin sözleri bu görüşün başka bir yansıması. Brackenbury'ye göre insanlar yazmak, basmak, kopyalamak, taramak, görmek, depolamak gibi bilgi işlemlerini yapabilmek için farkla farklı makineler almayı istemeyecekler.
Makineler küçülecek, güçlenecek, basitleşecek ama hepsinden önemlisi hünerleri artacak.

Yeniden erişim (Retrieval)
Giderek büyüyen bilgi birikimini düzenlemek ve istendiğinde yeniden erişmek konusuna yazarların çokça değinmeleri şaşırtıcı değil. Birçok yazar elektronik bilgiyi insanlarca okunabilir bilgiye dönüştüren kapıların (portal) ve diğer arayüzlerin (interface), bilgi yönetimi ve yapay zekâya ilişkin gelişmelerin (özellikle akıllı arama aygıtlarının) önemini vurgulamış. Ortalama bir arama motorunun ağın yaklaşık %18'ini tarayabildiğini, tüm arama motorlarının arama verimininin ise %40'ı aşmadığı göz önüne alınırsa daha gidilecek çok yol olduğu ortaya çıkar. Gerry McGovern, aşırı bilgi yüklenmesinin yalnızca yeni arama motorlarının çözebileceğinden çok daha temel bir sorun olduğu kanısında. McGovern şirketlerin ve ülkelerin geniş kapsamlı bir bilgi altyapısını oluşturmaları ve çalıştırmaları gerektiğini, yoksa zayıf içeriğin ve zayıf altyapının birçok yararlı bilgiyi boğacağını ileri sürüyor. Çelimsiz bilginin ayrık otları gibi üreyeceğini söylüyor. Dublin'deki çekirdek çalışma ve bilginin en tepeden etiketlenmesi gibi çalışmalar bu yönde adımlar ancak McGovern bilginin daha internete konulmadan önce kategorilendirilmesinden yana. Jack Schofield, arama aygıtlarının verimlerini yükseltebilmeleri için birbirlerinin deneyimlerinden yararlanarak ortak filtreleme teknikleri geliştirmeleri gerektiğini söylüyor. Örneğin, en basitinden Amazon'da kullanılan bir teknik şu esasa dayanıyor: Bir kişi eğer bir şeyden hoşlanıyorsa, ona benzer başka şeylerden de hoşlanacaktır.
Ina Fourie'ye göre, bilgi kaynaklarını belirlemede otomatik yöntemler önem kazanmakla birlikte, dilin eşanlamlılara ve anlambilime ilişkin yapısı hakkındaki öğrendiklerimize olan güvenimiz de artacak. Fourie ayrıca birçok yazar gibi, özellikle internet bağlamında, bilginin 'kalitesi' gibi zor bir konuya da değiniyor. Kalitenin ne anlama geldiğine karar vermenin güçlüğünden söz ediyor. Bu konudaki değerlendirmeyi teknolojiye veya uzmanlık sistemlerine bırakmadaki sorunsa, kaliteyi ya da insan muhakemesinin neden ikide birde tökezlediğini anlamamızı sağlayabilecek bir yolun bulunmaması.

Aşırı yük
Bilginin aşırı yüklenmesini birçok yazar, bilgiye yeniden erişim sistemlerindeki gelişmelerle çözülemeyecek kadar ciddi bir sorun olarak görmeye devam ediyor. Gerry McGovern aşırı bilgi yüklenmesini, yalnızca interneti değil, tüm Sayısal Çağ'ı tehdit eden 'tek ve en büyük sorun' olarak görüyor. Pita Enriques-Harris'in aktardığına göre, Noreen Mac Morrow
Online Information 98'de çıkan bir makalesinde aşırı bilgi yüküyle baş etmenin tek yolunun 'bağlanmamak' olduğunu ileri sürüyor. Enriques-Harris 'in ayrıca aktardığına göre Leicester Üniversitesi Evrimsel Genetik Kürsüsü'nden Profesör Dover insanların aşırı bilgi yükünden örneğin 'Ulusal Makineleri Kapatma Günü' veya telefon kullanmama haftası gibi önlemlerle kaçmaya çalışacaklarını ileri sürüyor. Aşırı bilgi yüküne verilebilecek bir cevap şu olabilir: Belki de zihinsel süreçlerindeki bağlantıların yeniden kurulduğu (tıpkı sözlü dönemden yazılı döneme geçildiğindeki gibi), teknolojik olmaktan çok kültürel bir devrimle ortaya çıkan ve bunu oluşturan, yeni bilgi okuma ustalıklarıyla donanmış yeni bir insan tipine ihtiyaç vardır. Herkesçe paylaşılan bir görüş şudur ki geleceğin bilgi dünyası kullanıcı odaklı olacak ve kullanıcının bilgi okuryazarlığını geliştirmeye yönelecek. Örneğin, David Seuss yeğenlerinin düzgün konuşmayı, on parmak yazmayı ve kütüphanede araştırma yapmayı bilmelerini istiyor. Ancak o zaman ağ üzerinde yürüyen bir dünyada başarılı olabilirler.
Yeniden erişim ve bilgi yükü üzerine yapılan tartışmalar yazarlara gelecekte bilgi profesyonellerinin rollerine ilişkin düşünme fırsatı da vermiş. Bunlardan Gary Marchionini, giderek büyüyen bir bilgi kütlesinin aslında bir kütüphanecilik sorunu olduğunu söylüyor. Yeni bilgi uzmanları insanların bilgi ihtiyaçlarını ve teknik ustalıklarını göz önüne almak zorundalar. Gizlilikle ve aşırı bilgi yüküyle ilgili sorunlar, bazı insanların küresel bilgi ağından tümüyle kopmalarına yol açabilir. işte burada yeni bilgi uzmanına düşen arayı bulma görevi: Küresel bilgi ağına tümüyle gömülmüş olanların ihtiyaçlarıyla, öyle olmamayı seçmiş olanlarınki arasındaki ve gizlilik güvencesi altında kalması gereken bilgiyle, kamu malı olan bilgiye duyulan açlık arasındaki dengeyi tutturmak. Bilgi arabulucuları daha çok çeşitli alanlarda projelere göre bir araya gelen veya dağılıp yeniden kurulan profesyonel ekiplerle esnek işbirlikleri içinde kendi kendilerini görevlendirmiş profesyoneller olacaklar.

Bilgi ihtiyaçları
Sheila Webber, bilgi profesyonellerinin insanların ihtiyaç ve alışkanlıklarını daha çok öğrenmeleri gerektiğini ileri sürüyor. Bilgi arayışında parmakla gösterilecek bir sıçrama olmadı ve Ağ insanları süper araştırmacılar haline getirmedi. Bilgi profesyonelleri bilginin ne olduğuna ilişkin fikirlerini geliştirmeli, insanların kütüphanenin veya bilgi merkezinin dışında nelerle uğraştığını incelemeli. Bireylerin bilgi tarama tercihlerine uygun olan atmosferi keşfetmek ve yaratmak için onların alışkanlıklarını, araştırmaya nasıl motive olduklarını ve bilgiyi nasıl kullandıklarını bilmek gerekiyor. Bilginin kullanımının kültürel anlamlarını iyice incelemek gerekiyor.
Bilginin hayatımızdaki sınırlarının belirsizleşmesine daha geniş kapsamlı değişimler de eşlik edecek. Yazarlar tekrar tekrar, gelecek bilgi çağında teknolojinin oynayacağı rolün önemsizliğini, buna karşılık kültürel, siyasi ve sosyoekonomik rolün önemini vurguluyorlar. Tarih (15. yüzyılda baskı makinesinin icadında olduğu gibi), bilginin toplumu harekete geçirmedeki önemli rolünü ortaya koydu. Ian Brackenbury, "öyle bir zaman gelecek ki," diyor, "tüm sanayi kökten dönüşüme uğrayacak; müşterilerle, satıcılarla, içinde bulundukları toplulukla ilişkileri tümden değişecek."

Örgütsel yapılar
Christopher Davis örgütsel yapıları dönüştürmede ve iş modellerini yeniden şekillendirmede deneyimli. Kendi şirketi olan Davis & Co 1993'te kurulmuş ve telekomünikasyon kullanımı, esnek çalışma ve yönetim kavramı üstüne yoğunlaşmıştı. Bilgi ve iletişim teknolojileri Davis S: Co şirketinin yedekte, ancak gerektiği zaman işe katılan bir iş gücü oluşturmasını sağladı. Bu sayede avukatlar, ki hep ofiste çok zaman geçirmeleriyle bilinen bir meslektir, evlerinden çalışır oldular ve ailelerine daha çok zaman ayırmaya başladılar. Jack Nilles ayrıca sanal örgütlenmenin yararlarından da söz ediyor; bunlar piyasadaki değişmelere göre uzmanlıklarla bağlantı kuran ve ona göre şekil alan organizmalardır. Frank Colson gerek akademik, gerekse ticari girişimlerin geleceğine ilişkin olarak yeni bir kavramdan söz ediyor:

“...sınırları belli olmayan, belirli bir teknolojiyle tanımlanamayan bazı konular üstünde çalışan, kendi çalışmalarını sayısal veya kâğıt üzerinde yayımlamaya kafa yoran akademisyenleri ve sanatçıları, mühendisleri ve yazarları barındıran stüdyolar ... Küçük ama şekli hep değişen, çevik ama sağlam bu atölye geleceğin bilgi toplumunda temel itici güç olacak ...”

Böyle bir atölye fikrinin geçmişi on beşinci ve on altıncı yüzyılın 'bilgin-matbaacı'larına kadar götürülebilir. Yarının atölyeleri eğitimi, sanatsal ve ticari gelişmeleri etkileyen değişimler yaşayacaklar ve bu da bilgi ile güdülenen yeni bir rönesansın müjdesi olacak. Bu atölyelerin bir temel işlevi de belgelerin sayısal ortamdaki yetki düzenini oluşturmak, daha gelişmiş çoklu ortam (multimedia) arama motorlarını oluşturmak ve
thesaurus gibi kaliteli akademik ürünlerin ortaya çıkmasını teşvik etmek.

Kişiselleştirmek
Nüfus oranlarındaki kayma ve e-neslinin gelişmesi Ağ'ın geleceğini biçimlendiriyor ve e-ticaretin ortaya çıkması ve bilgi ürünlerinin kişiselleştirilmesini derinden etkiliyor. Don Tapscott kitleye yönelik medyadan, teke tek interaktif bir pazarlama modeline geçişten söz ediyor. Ticari çevreye koşut olarak, eğitimde de, herkese tek tip, konferans ağırlıklı, öğretmen odaklı eğitimden, kişiye özel, interaktif, öğrenci odaklı eğitime geçildiğine dikkat çekiyor. Bilgi hem sağlayan hem de kullanan tarafından kişiselleştirilecek, ki zaten bu yapılıyor. Örneğin, Yahoo ya da Altavista'nın kişiselleştirilmiş portalları bakılmadan önce yoktular, bu da her tür özel bilgi depolama, arşivleme ve hatta belli bir malzemenin yeni sürümünü oluşturma gibi olanakları çağrıştırıyor. Bilgi sağlayıcıları çoktandır içerikleri 'kurabiyeler' kullanarak kişiselleştirmeyi öğrendiler. Birçok yazar da Microsoft'un Encarta Ansiklopedisi'ni örnekliyor. Telefonun mucidi iki ayrı dildeki sürümde farklı gösterilmiş. Jack Schofield, Hamlet'in (Hammet olarak) 1994'te internet üzerindeki canlı performansını örnek veriyor.

Gizlilik
Özel hayatın gizliliğine yönelik tehdide birkaç yazar değinmiş. Çin'de interneti konu alan Kevin McQueen hükümetin sansür ve denetim uygulayabilmek için ağ kullanıcılarını kayıt olmaya zorladığını, buna uymayanların sitelerini bloke ettiğini anlatıyor. David Seuss'un öne sürdüğü bir başka kaygı da 'ağla birlikte gizliliğin ortadan kalkması, hayatlarımızın en sıradan, yalnızca meraklı ve eğlence arayan bir ağ gezgini için bile alabildiğine saydamlaşması.' Veri kaynaklarının arşivlenmesi bilginin sonsuza dek kullanıma açık olması anlamına geliyor. Barbara Quint aynı konuyu şöyle dile getirirken, "Hiçbir şeyi unutmayan, her şeyi, her görüntüyü, her sözü, her belgeyi, her şakayı, her hakareti, her mesajı, her çağrıyı saklayan bir dünya"dan söz ediyor. Robin Hunt'sa, "Artık kısa dönemli bellek diye bir şey yok," diyor. "Her şey sonsuza dek bir bilgisayar tarafından yakalanıyor." Clifford Lynch daha ileri giderek gelecek yüzyıllarda insanların anılarının kültürel miras kurumlarınca elde edilip saklayabileceğini ve paylaşılabileceğini ileri sürüyor. Kitabın son bölümünde Lise Leroux'nun böyle bir kurguya yer veren kısa bir de öyküsü var.

Sonuç
Kitabı tekrar tekrar okudukça, bu kadar çok yazarın öngörülerinde ne kadar çok
paradoksa düştüklerini keşfetmek şaşırtıcı. Bilgi sağlamada daha çok küreselleşmeye karşılık mevki pazarında artış, aşırı veri yüklemesine karşılık bilgide kıtlık, bilgiye erişim özgürlüğü ama tutsaklık, her yere bağlanabilmek, ama izole olmak... Geleceğe ilişkin öngörülerinde yazarlar ne kadar iyimser? Keith Devlin bilginin artan önemine karşı çözümü bilgiyi kuramsal (ve belki de matematiksel) bir çerçeveye dayanan sağduyulu bir anlayış geliştirmede görüyor ve buna '
infosense' adını veriyor. Devlin, eğer bunu yapamazsak bilgiyi de, tıpkı Marie Curie'nin radyoaktif maddelerle yaptığı gibi, yine bilgisizce ele alacağımız endişesini dile getiriyor. Kevin McQueen bilginin geleceğinin parlak olduğunu ilişkin varsayımlarda bulunmak konusunda uyarıyor ve Çin'de internetin kullanımında ortaya çıkan siyasi olumsuzlukları örnek olarak veriyor. Lise Leroux'nun kısa öyküsü sanal bir gerçeklikte insan hatasının yol açtığı tehdidi dile getiriyor. Yazarların çoğu öngörülerinde geleceğin habis mi yoksa selim mi olacağını belirtmekten kaçınıyor. Ötekilerse bunu yapmayı erken buluyor ya da Erik Davis'in dediği gibi, "jüri, işte herkes, bilgi çağının bizi bilgi işçileri mi yoksa veri köleleri haline mi getirdiğine karar versin." Belki de Charles Handy'nin sözlerini hep aklımızın bir köşesinde tutmalıyız: "Gelecekte bilgi bir nimet olacak, onu kendimize uyduracağız, ama sonunda hayat, aşk ve kahkaha varlığını sürdürecek."
TOP