Maria'nın Derdi...

(1989 yılında yazdığım bir yazı. O zaman “picture-book” için “resim-kitap” terimini önermişim. Henüz daha iyisi bulunamadı. Okurken “resim-kitap” yerine “picture-book”, “resimli kitap” yerine de “illustrated book” düşünün.)

1984 yılında dünyanın çeşitli yörelerinden yirmiye yakın kişinin çocuk kitapları alanında inceleme yapmak üzere burs verilerek davet edildiği Münih Uluslararası Çocuk ve Gençlik Yayınları Kütüphanesi'nde ilk kez bir Dominikli ile tanışmıştım. Münih'in biralı çalgılı bahçelerinden birinde kalabalık bir grup halinde akşam yemeğimizi beklerken Dominikli Maria gözlerini kocaman kocaman açıp sormuştu: “Heey, söylesene, resim-kitap nedir sence?”
Bu, Maria ile ilk söyleşimizdi. İspanya'daki Dominik elçiliğinde çalışıyordu ve işinin yanı sıra eğitim konusu olarak çocuk kitapları alanını seçmişti. Münih'te araştırmak istediği konu ise resim-kitabın ne olduğuydu. Maria'nın derdiydi bu. Konuyla ilgili olan herkese aynı soruyu soruyor, kendi görüşlerini söylüyor ve kıyasıya tartışıyordu. Güzel bir akşam, kalabalık eğlenceli bir grup, kulakları sağır edecek kadar yüksek perdeden çalınan Bavyera müziği Maria'nın derdini unutmasına yardımcı olamıyordu bir türlü. Israrla soruyordu Maria: “Resim-kitap nedir?”
“Resim-kitap,” İngilizcedeki
picture-book ya da Almancadaki bilder-buch özel bir biçimde resimlenen çocuk kitaplarına verilen bir isim. Sonuç olarak çocuk kitapları alanına giren bir tür ama bildiğimiz resimli kitaptan ayrılan özellikler taşıyor.
Resimli kitap (illustrated book) içinde metne yardımcı ya da metni süsleyici resimler bulunan kitaplara verilen bir isim. Yalnızca çocuklara yönelik ilk resimli kitap kabul edilen Orbis Sensualium Pictus 1658 yılında altı-yedi yaş çocukları için Comenius tarafından hazırlanmış. Bu kitap bir alfabeyle başlıyor ve daha sonra akla gelebilecek her türde nesnenin resmine yer veriyor. Her biri numaralanmış olan bu resimleri açıklamalar bölümü izliyor. Giriş bölümünde bu kitabın çocuklara okula başlamadan çok önce verilebileceği, çocukların kitabı süsleyen resimle çok eğleneceği yazılı. Çocuk kitapları dışında Ortaçağ ve öncesinde birçok el yazmasında metinleri konuyla ilgili resimlerin, tezhip ya da gravürlerin süslediği biliniyor. (Umberto Eco bu tür resimlerin bazen metinden de önemli olabileceğini Gülün Adı'nda ne kadar güzel anlatıyor.)
Büyük klasiklerin çoğu baskılarında eskiden gravür, şimdi de gravür geleneğinden çok fazla sapmayan bir tarzda siyah-beyaz desenlerin kullanılması da yine bu kitapları resimli kitap sınıfına sokmamıza izin verir. Bu kitaplarda resimler genellikle az sayıdadırlar ve metne katkıda bulunmakla birlikte 'olmasa da olur' bir nitelik taşırlar. Örneğin, Suç ve Ceza'da Raskolnikov'un cinayetini işlediği anın resmi çok heyecan verici olurdu belki ama olmadığında metin anlatım gücünden en ufak bir şey yitirmez. Hatta bazen resmin metnin anlatım gücünü kırdığı, metnin okurda oluşturduğu yüceltilmişliğe 'limon sıktığı' da olur. Örneğin, kötü bir çizer, Jules Verne'in ünlü Nautilus'unu, onun düşlediği ayrıntılardan yoksun olarak çiziktiriverdiğinde okurun 'canına okunmuş' olur.
Kısacası, resimli kitapta resimler ama güzel resimler, kitabı zenginleştirir. Bugün, eski Dickens baskılarındaki gravürler, Alice'teki John Tenniel, Arthur Rackham desenleri, Howard Pyle, George Cruikshank, Walter Crane, Gustave Dore'nin, Thomas Bewick'in çalışmaları bazen süsledikleri metinleri de aşan değerlere sahip olmuşlardır. Fakat, bu kitaplardaki resimlerin metinle karşılaştırıldığında 'vazgeçilmezlik' gibi bir nitelikleri yoktur. Yalnızca Alice'i Tenniel'siz düşünemeyiz artık çünkü Lewis Carroll kitabını yazarken resimlerini de sayfa sayfa yerlerini de belirlemek koşuluyla saptamış, yani bir anlamda kitabını resimleriyle birlikte yazmıştı. John Tenniel'e de yazarın resimlerini 'temize çekmek' kalmıştı. Alice bu yüzden resimli kitap resim-kitap ayrımında sınırda yer alan bir örnektir.
Resim-kitapta ise resimlerle metinler birbiriyle bütünleşmiştir. Metni resimler olmaksızın düşünemezsiniz. Resimli kitapla resim-kitap arasındaki ilk göze çarpan fark, ilkinde resimlerin az sayıda olduğu, ikincide ise kitap içindeki resim ve metnin 'yüzölçümü' eşitliğidir. Zaten bu nedenle Maria “Resim-kitap nedir?” sorusuyla bıktırdığı Amerikalı Jeffrey Garrett'tan sonunda şu yanıtı almıştı: “Bak kızım, alırsın cetveli eline, resimlerin ve yazıların enini boyunu ölçüp karşılaştırırsın, resimlerin alanı büyükse resim-kitap, yazıların alanı büyükse resimli kitaptır elindeki!”
Resim-kitapla resimli kitap arasında bir anlamda bir yüzölçümü ayrımı yapılabilir tabii ama resim-kitabın yüzölçümü hesabını aşan bazı özellikleri var. Resimler metne egemen olabiliyorlar; metin resimler olmazsa anlamını yitiriyor. Resimle metin kitabı birlikte oluşturuyor. Başlarından geçen bir olayı anlatan iki çocuk gibi tıpkı; biri söze başlıyor, öteki araya girip sürdürüyor. Derken yine ilki onun sözünü kesiyor. Böyle birbiriyle yarışarak ama toplamda birbirini boğmayan, tersine zenginleştiren bir anlatım ortaya çıkarıyorlar.
Resim-kitap ülkemizde fazla bilinmiyor. Batı'da gördüklerini kopya eden birkaç kişininki dışında iyi örnek de az. Resim-kitabın önemli koşullarından biri de öyküsüyle resimlerinin ya da bir başka deyişle, yazarı ile çizerinin ya aynı kişi olması ya da öyküyü birlikte hissederek oluşturmaları. Tabii, bunun da bir ön koşulu var: metni yazanın
yazar, resimleri yapanın da çizer olması. Başka bir deyişle resim-kitapta metin edebi olmak zorunda, resimlerse gerçek anlamda resim.
Bizdeki örneklerde bu iki özelliği bir arada göremezsiniz. Her ikisinin de yüzüne bakılmaz olduğu durumlar dışında ya resimler sıradandır ya da çoğu kez, “ne de olsa çocuk kitabıdır” diye, metin edebiyattan uzaktır. Çoğu kez yazmayla ve edebiyatla belki de ilk kez çocuk kitabı yazmaya kalktıklarında ilgilendikleri dil onlar için kafalarındakileri çocuklara söyleyivermek için kullanmaya çalıştıkları bir araçtan başka bir şey değildir. Öyküleri yoktur anlatacak, kitap yapmak istiyorlardır ve bunun için de yazılar gereklidir.
Oysa ister resimli kitap, ister resim-kitap olsun, eğer resim albümü yapmıyorsak, çocuk kitabında dil ve edebiyat önde gelmek zorundadır. Çok iyi bir ressam, eğer edebi yönü yoksa, ancak ve ancak bir edebiyatçıyla birlikte çalışarak iyi bir resim-kitap yapabilir. “Canım, çocuk kitabında zaten az yazı oluyor” gibi bir mantık iyice sakattır çünkü az yazı daha güçlü bir edebiyatçıyı gerekli kılar. Az yazmak da ayrı bir edebi hünerdir çünkü.

sendak1

İyi resim-kitap için Batı'dan verebileceğim çok örnek var. Ama Türkiye'de de yayımlanmış olmaları açısından Amerika'dan Canavarlar Ülkesi'nin Kralı* (Maurice Sendak) ile Almanya'dan Serçeler Yağmurdan Korkmaz ** (Ursell Scheffler-Ulises Wensell) adlı kitapları örnek olarak seçtim.

serce1

Canavarlar Ülkesi'nin Kralı'nda yazar ve çizer aynı kişi. Resimler hem klasik gravürlerin ince ince işlenmiş tadını hissettirirken, mekanı oluşturan öğeler, ağaçlar, deniz ve sandal soyutlamaları son derece yalın. Öyküde ise bir yolculuk var. Öyle sıradan bir yolculuk değil bu; yalnızca çocukları da ilgilendirmekle kalmayan, insanın kendi içinde yaptığı, o klasik metinlerin ruhunu oluşturan bir iç hesaplaşma bu yolculuk. Fırtınalı, tehlikelerle dolu bir yaşam hepimizi çekiyor belki ama sonunda sakin bir limanı özlemiyor muyuz? Döndüğümüzde çorbamızın hâlâ sıcak olmasını... Özetle Sendak resim sanatını icra ederken bunu sağlam bir metne oturtuyor.

sendak2

Serçeler Yağmurdan Korkmaz kitabında yazar ve çizer iki ayrı kişi. Çizer iki ödül sahibi. Resimleri suluboyanın en güzel kullanıldığı örneklerden. Metin ise yine bir yolculuk. Bir büyükanne ile torununun yağmurlu bir günde ormanda yaptığı bir yolculuk sırasındaki konuşmaları. Yağmur konusu çevresinde, yaprakla üzerinde yağmurun çıkardığı o hışırtılı huzur dolu sesleri andıran tonda bir diyaloğu duyar gibi oluyorsunuz okurken.

serce2

Maria ilk sorduğunda ben de çok şaşırmıştım bir Dominiklinin böyle ayrıntıda bir konuyu sorun etmesine. Resim-kitap neymiş? Dominik Cumhuriyeti'nin bir yığın sorunu var. Komşusu Haiti kaynıyor, Maria'nın derdi kırmızı pabuç! (Sahi kırmızı pabuçlarla ilgili de bir resim-kitap var!)

Cumhuriyet Çerçeve Dergisi, 1989. Sayı 41; s 16-17

------------------------
* Canavarlar Ülkesinin Kralı / Maurice Sendak / Çeviren: Mehlika Yaylalı-Fatih Erdoğan / Redhouse Yayınevi / 44 s.
Not: Maurice Sendak ABD'de 1938 yılından beri her yıl verilmekte olan Caldecott Ödülü'nü 1964 yılında bu kitapla aldı.) Güncel not: Bu yıl Can Yayınları tarafından Celal Üster çevirisiyle
Vahşi Şeyler Ülkesinde adıyla yayımlandı.

**
Serçeler Yağmurdan Korkmaz / Ulises Wensell-Ursell Scheffler / Çeviren: Fatih Erdoğan / Redhouse Yayınevi / 24 s.
Not: 1985 yılında Tokyo Baykuş Ödülü'nü, 1986'da da Catalonia Kitap Resimleme Ödülü'nü aldı.

TOP